2893765 . Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 15086

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.yeniasyakitap.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Yaz-Güz 97 
 Dünyevileşmenin Farklı Boyutları
 KÖPRÜ / Bahar 2013 
 Risale-i Nur’dan Örneklerle Şerh ve İzah


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Medeniyet
Kış 2003   [ 81. Sayı ]


Batı Felsefesinin Tarih Yorumu: Medeniyetler Çatışması

Murat Gülkıran

Medeniyetler Çatışması
Samuel P. Huntington,
Der. Murat Yılmaz, Vadi Yayınları,
4. Baskı, Eylül 2001, 485 sayfa

Ünlü siyaset bilimci Huntington'un özellikle günümüz siyasi ilişkilerini anlamamıza yardımcı olan ve ilk baskısı 1995 yılında yapılan kitabı, dünyadaki genel ilişkileri merak edenler için okunması gereken bir kitap. Kitap yazarın birçok yazısının yanısıra, kendisiyle yapılan röportajlar ve yapılan eleştirilerden oluşuyor.

Soğuk savaşın bitmesiyle Francis Fukuyama "Tarihin Sonu" teziyle tarihin bittiğini vurgulamış, modern liberalizmin bütün ideolojiler karşısında muzaffer olduğundan söz ederek liberalizmin çözemediği veya çözemeyeceği bir meseleyi çözebilecek hiçbir muhalif ideoloji olmadığını savunmuştur. Samuel P. Huntington ise, medeniyetler çatışması teziyle dünyadaki mevcut medeniyetlerin Batı'yı taklit edemeyecek farklı zatiyetlere sahip olduğunu iddia ediyor.

Huntington'a göre, "Yeni dünyada mücadelenin esas kaynağı öncelikle ekonomik ve ideolojik olmayacak. Beşeriyet arasındaki büyük bölünmeler ve hakim mücadele kaynağı kültürel olacak. Milli devletler dünyadaki hadiselerin yine en güçlü aktörleri olacak fakat global politikanın asıl mücadelesi farklı medeniyetlere mensup grup ve milletler arasında meydana gelecek. Bu çatışma global politikaya hakim olacak. Medeniyetler arasındaki mücadele, modern dünyadaki mücadelenin evriminde nihai safha olacak."

Huntington makalesinde dünyadaki medeniyetleri, Konfüçyüs, Japon, İslam, Hindu, Slav-Ortodoks, Latin Amerika ve Afrika uygarlıkları olarak adlandırıyor. Ve geleceğin en mühim mücadelelerinin bu medeniyetlerin birini diğerinden ayıran kültürel fay kırıkları boyunca meydana geleceğini iddia ediyor. Buna neden olarak da birçok sebep ileri sürmektedir. Bu sebeplerden birincisi bu medeniyetler arasındaki farklılıkların sadece hakiki olması değil; aynı zamanda esaslı olmasıdır. Bundan dolayı farklılıkların kısa zamanda zail olmayacaklarını çünkü uzun yılların birikiminin ürünü olduklarını vurguluyor. İkinci sebep olarak farklı medeniyetlerin insanlar arasındaki etkileşimlerinden söz ediyor ve bunun sırasıyla düşünceyi gerisin geriye, tarihin derinliklerine doğru yaymak için farklılık ve adavetleri abartarak canlandırmak suretiyle insanların medeniyet şuurlarını arttırdığını iddia ediyor. Bir başka sebep olarak Huntington, medeniyet şuurunun gelişmesiyle Batı'nın iki yönlü rolünün ortaya çıkmasını gösteriyor. Batı bir yandan kudretinin zirvesindedir fakat aynı zamanda Batılı olmayan toplumlarda ecdat fenomenine dönüşü ortaya çıkarmaktadır. "Siyasi ve ekonomik olanlara nispetle daha az değişme istidadı gösteren kültürel hususiyet ve farklılıkların, uyuşma ve ayrışmaları da bu yüzden daha kolaydır." diyen Huntington "sen hangi taraftasın?" sorusunun yerini "sen nesin?" sorusuna bıraktığını vurguluyor. Son olarak ise ekonomik bölgeciliğin artmasını sebep gösteriyor.

Huntington'a göre, "ideoloji temelinde ittifaklar kurmak ve destek sağlayabilmek imkanı gitgide azaldıkça, hükümetler ve gruplar, sürekli artan bir şekilde ortak din ve medeniyet kimliğine müracaat etmek suretiyle destek sağlamaya teşebbüs edeceklerdir." Böylece, medeniyetler çatışması iki seviyede ortaya çıkacaktır. "mikro seviyede, mücavir gruplar, medeniyetler arasındaki fay kırıkları boyunca, toprak ve birbirleri üzerinde kontrol kurmak için çok kere şiddetli biçimde mücadele ederler. Makro seviyede ise farklı medeniyetlere mensup devletler izafi bir askeri ve ekonomik üstünlük uğruna rekabet ederler. Milletler arası müesseseler ve üçüncü taraflar üzerinde kontrol kurmak için mücadeleye girişir ve kendi hususi politik ve dini değerlerini rekabetçi bir anlayışla öne çıkarırlar."

Makalenin ilerleyen bölümünde medeniyetlerin kutuplaşmasında rol alan etkileri açıklıyor ve bunlara dünyadaki gelişmelerden örnek veriyor. Özellikle Bosna-Hersek savaşında ülkelerin gösterdikleri tepkilerden söz ediyor.

Huntington Türkiye'yi "bölünük ülkeler" diye adlandırdığı ülkeler arasına alıyor. Bölünük ülkelerin özelliklerini de şöyle açıklıyor; "bir kısım ülkeler vasat seviyede kültürel bir tecanüse sahiptirler; fakat toplumları hangi medeniyete mensup oldukları konusunda bölünmüşlerdir. Bunlar bölünük ülkelerdir. Liderleri tipik bir biçimde, kervana katılma stratejisi izlemeyi ve ülkelerini Batı'nın üyesi yapmayı arzu ediyorlar; fakat, memleketlerinin tarih, kültür ve gelenekleri Batılı değildir. Bu tür bölünmenin en aşikar ve protipik örneği Türkiye'dir. Türkiye'nin 20. asrın sonlarındaki liderleri, M. Kemal geleneğini takip etmekte ve Türkiye'yi modern, seküler, Batılı, milli devlet olarak tanımlamaktadırlar. Nato'da ve Körfez savaşında Türkiye'yi Batı ile ittifaka soktular. AT'ye üyelik için müracaat ettiler. Mamafih, Türk toplumundaki (bazı) unsurlar, aynı zamanda İslami bir silkinişi desteklemiş ve Türkiye'nin esas itibarıyla Müslüman bir Orta-Doğu ülkesi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, Türkiye'nin seçkinleri Türkiye'yi Batılı bir toplum olarak tanımlarken, Batı'nın seçkinleri bunu kabule yanaşmıyorlar. Türkiye AT'nin bir üyesi olmayacaktır; gerçek sebebi Cumhurbaşkanı Özal'ın dediği gibidir: "Biz Müslümanız, onlar ise Hıristiyandır" ve bunu dile getirmiyorlar. "Mekke'yi reddettikten ve ardından Brüksel tarafından reddedildikten sonra nereye bakar Türkiye? Cevap, Taşkent olabilir. Sovyetler Birliği'nin zevali Türkiye'ye Yunanistan sınırlarından Çin'e kadar yedi ülkeyi ihata eden ve yeniden hayat bulan bir medeniyetin lideri olma fırsatı veriyor. Batı tarafından teşvik edilen bu yeni kimliği benliğine kazımak için hareketli çabalar sarfediyor." Türkiye, tarihin en derin biçimde bölünük ülke örneğidir.

Bölünük ülkelere, medeniyet kimliğini yeniden tanımlamak için üç öneride bulunuyor. Birincisi, (o ülkenin) siyasi ve ekonomik seçkinleri bu hareket hususunda umumiyetle taraftar ve hevesli olmalıdırlar. İkincisi, kamuoyu, (söz konusu) yeniden tanımlama konusunda muvafık davranmaya istekli olmalıdır. Üçüncüsü, alıcı konumunda bulunan medeniyetteki hakim gruplar "mühtedi"yi benimseyen istekli olmalıdırlar. Huntington'a göre, Türkiye için bu şartların ilk ikisi büyük ölçüde mevcuttur.

Medeniyetler kutuplaşmasında belli bazı işbirlikleri olabileceğini savunan Huntington buna en güçlü örnek olarak Konfüçyüs İslami yakınlığı gösteriyor. "Batı ile rekabete giren Batılı olmayan diğer ülkeler, birbirleriyle işbirliğine gidiyor. Batılı menfaatler, değerler ve iktidara meydan okumak için doğmuş olan Konfüçyüs İslami yakınlıktır." "Batı ile Konfüçyüs-İslami devletler arasındaki mücadele, münhasıran olmasa da büyük ölçüde nükleer, kimyevi ve biyolojik silahlar, balistik füzeler ve onları fırlatmaya yarayan sofistike vasıtalar, rehberlik, istihbarat ve söz konusu hedefe ulaşmak için lazım gelen diğer elektronik kapasiteler üzerinde yoğunlaşıyor. Batı, evrensel bir norm olarak (nüfusça) çoğalmamayı, bu normu gerçekleştirmenin vasıtaları olarak da çoğalmama muahede ve murakabelerini ilerletiyor. (Batı) aynı zamanda, sofistike silahların yayılmasını ilerletenlere karşı enva-i çeşit müeyyidelerle tehditkar davranıyor ve bunu yapmayanlar için de bazı nimetler teklif ediyor. Batı'nın dikkati, tabiatıyla, fiili veya potansiyel olarak kendisine düşman olan milletler üzerinde odaklanıyor.

Diğer yandan, Batılı olmayan ülkeler, güvenlikleri için elzem saydıkları herhangi bir silah olursa, elde etme ve genişlemeye hakları olduğunu savunuyorlar. Bu ülkeler, Körfez Savaşı'ndan ne gibi dersler çıkardığı sorulduğunda Hindistan Savunma Bakanı'nın verdiği cevaptaki gerçeği de kafalarına iyice yerleştirmişlerdir. "Nükleer silahlara sahip olmadıkça Birleşik Devletler'le savaşmayın." Huntington makalesinin son kısmında Batı açısından bu çatışmaları değerlendiriyor ve yazdığı makaleyle ilgili açıklama yapıyor ve bir nevi makalenin özetini sunuyor.

Kitapta Huntington'un makalesi dışında bu makaleyi eleştiren yazılara da yer verilmiş; Kishori Mahbubani, "İnhitatın Tehlikeleri" adlı Foreign Affairs'ın Eylül-Ekim 1993'te yayınlanan makalesi bunlardan birisidir. Mahbubani bu makalesinde, "Batı'nın kendi perişanlığı" başlığıyla Huntington'u kör olmakla suçluyor ve diğer medeniyetlerin neden sadece Batı'ya meydan okudukları sorusunu soruyor. Şahin Alpay'ın Eylül 96'da Milliyet'te yayınlanan mülakatında Huntington'a Türkiye ile ilgili tezlerini açma imkanı sağlıyor. Bu mülakatta Huntington, Türkiye'nin Avrupa ile Asya, İslam ile laiklik vs. arasında bölünmüş bir ülke olduğunu söyleyerek kimi liderlerin de işaret ettikleri gibi uygarlıklar arasında bir köprü olabileceğini, ancak İslam dünyasında düzene ihtiyaç olduğunu söylüyor. Osmanlıları örnek göstererek Türkiye'nin Osmanlıların misyonunu devam ettirebilecek en güçlü aday olduğunu vurguluyor. Bunun için de Batılı ülke olma ısrarından vazgeçip modernleşme ve demokrasinin bir İslam ülkesinde de mümkün olduğunu göstermeye daha çok ağırlık verirse bütün dünyaya ve İslam'a büyük bir model olabileceğini vurguluyor. Buna karşın daha önce bir yazısında söylediği "İslamcılar'ın demokratik yoldan iktidara gelmelerine izin verilmesini ancak iktidara geldikten sonra demokrasiye sırt çevirirlerse "Pinochet seçeneği'nin, ordu müdahalesinin devreye girebileceğini" söylediği hatırlatıldığında da bunun gerekli olduğu konusunda ki ısrarına devam ediyor.

Yine Batı'yı bir idol olarak gösterirken Batı'yı Batı yapan unsurlar olarak; Grek felsefesi, Rasyonalizm, Avrupa dilleri, laiklik, kanun hakimiyeti, sosyal çoğulculuk ve sivil toplum, temsil kurumları ve ferdiyetçiliği gösteriyor. Batı'nın kopya edilebilmesi hususunda Büyük Petro ve M. Kemal'i örnek gösteriyor; ancak onların yaptıklarını Batılılaşma olarak değil, modernleşme olarak görüyor. Burada bir gerçeğin daha altını çizerek Batılılaşma ile modernleşmenin farklılığından söz ediyor.

Yapılan eleştirilerden dikkat çekici olanlardan biri de Batılı ideologların kendi sistemlerini yegane "evrensel çözüm" olarak göstermeye çalışmalarıdır. Ayrıca medeniyet çatışmalarının önümüzdeki yıllarda daha da yoğunlaşacağı ve hatta bu medeniyetlere temel olan dinler arasındaki kanlı savaşların kaçınılmaz hale geleceği konusundaki ısrarlı görüşlerdir. Bu tür değerlendirmelerde bir başka "garip" iddia da bu kanlı savaşlarda Müslüman toplumların problemi çıkaran taraf olarak görülmesi ve Batı medeniyetinin başına sıkıntılar açılacağının iddia edilmesidir.

Yine Huntington'un görüşlerinin aksine özellikle Türk yazarların eleştirilerinde vurguladıkları bir gerçek de medeniyetlerin Batı medeniyeti etkisi altına girmeden önce çok daha müsamahalı bir ilişki içinde bulundukları. Ve uluslar arası sistemde gerçek anlamda çıkan bunalımın gerçek kaynağının Batı medeniyeti olması lazım gelirken Huntington'un dikkatleri diğer kültürler üzerine yoğunlaştırdığı eleştirisidir.

Kitapta yer yer Huntington'a hak veren eleştiriler de yapılmış ama düşüncelerini yansıtış şekli sığ, güncel, oportünist ve taraflı bulunmuş.

Son olarak şunu söylemek mümkün; Huntington olaylara Batı'dan bakmanın rahatlığıyla, adeta Batının yeni düşmanını tanımlamak gayretindeymiş gibi, İslam medeniyetini rakip olarak göstermiştir. Aslında değinilen konulara ve eleştirilere dikkat edildiğinde son dönem dünyada görülen pratikleri anlamak daha da kolaylaşıyor. Bu bakımdan kitap, biraz sabır ve ilgi gösterilerek okunduğunda farklı bakış açıları görmek açısından önemli bir kaynak niteliğinde. Batının İslam dünyasını algılayışını daha iyi anlayabilmek için okunmaya değer bir kitap. Dileriz ki ABD'nin Irak'taki tehditleri pratiğe dönüşerek, Huntington'u haklı çıkarmaz.

Yukarı