2893765 . Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 6062

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ E-posta listesi

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.yeniasyakitap.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Kış 2009 
 Demokrat Anayasa Arayışları
 KÖPRÜ / Bahar 2005 
 Sivil Toplum & İletişim


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Güzellik Felsefesi: Estetik
Yaz 2000   [ 71. Sayı ]


Huzuru Yaşatan İktisat

M. Abidin Kartal

Toplum hayatımın çeşitli safhaları vardır. Bir toplumun, ticari, iktisadi, hukuki, ahlaki kültürel, dini siyasi, örf ve adetler gibi çeşitli yönleri vardır. Bunlar genellikle birbiri içine girmiş olup, karşılıklı etkilenme içindedir. Bir toplum geliştiği zaman bütün safhalar birbiri ile ahenkli bir durum arz etmiş ve sonuçta gözle görülebilen, ölçülebilen bazı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu gözle görülebilen sonuçlar da genellikle iktisadi göstergelerdir. Fakat hemen şunu belirtmek gerekir ki bütün bu ölçülebilen sonuçlar, esasında toplumun bütün dokularını ilgilendiren çeşitli kısımlardaki gelişmenin bir sonucu ve özetidir. İktisadi gelişmeden bahsedildiği zaman kabul etmek gerekir ki iktisadi gelişme toplumun diğer safhalarındaki inkişafının bir sonucudur. Bundan bir asır önce farz edildiği gibi toplumlar sırf iktisadi konulara eğilerek ve sırf ekonomik yapıyı ele alarak gelişemez ve huzurlu yaşayamazlar.

Çağımızın içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik meseleler, beşeriyetin uğradığı hüsran, büyük ölçüde bu yanlış ve tek taraflı anlayışın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 19. asırdan bu yana “Materyalizm” diye ifade edilen ve hayatın sadece maddi cephesini ele alan tek yanlı görüş tarzı toplumların ekonomik ve sosyal yapısında dengesizliklere ve manevi sahada çöküntülere, bilim ve bilgi toplumunda hakim olacak değerler cevap olacaktır. “Elbette nev’i beşer, ahir vakitte ulüm ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise, ilim eline geçecektir.”1 Çağımız, bilim çağıdır, herkes bilimin nimetlerinden faydalanmakta, bilimin ürünleriyle karşı karşıya bulunmaktadır.

Bilimin hedefi, insanın maddi ve manevi refahını sağlamaktadır. Maddi refah, zenginlik ve teknoloji ile; manevi refah ise, ruh, kalp ve gönül huzuru, estetik sanat ve edebiyatla kazanılır. Bu yüzden, bilime her iki cephesi ile sahip olmak gereklidir. Birini diğerine tercih etmek, insanlığın gerçek medeniyet yarışında derin yaralar almasına yol açabilir. Çünkü insanın maddi ve manevi olmak üzere iki cephesi vardır.2

“Maddi değerlerden, bilgi ve insancıl değerlere olan yoğun yönelim, bilgi toplumunun değer ve davranış kalıplarını şekillendirecektir. Bilgi toplumunda, dini ve ahlaki değerlere yeni boyutların gelmesi söz konusu olacaktır. Maddi değerler üzerine kurulan ahlak anlayışı ve normlardan maddi olmayan değerlere yönelim gündeme gelecektir.”3

21. yüzyıl bilimin hakim olduğu bilgi toplumlarından meydana gelen yüzyıl olacaktır. Toplumların ve insanların yalnız iktisadi konulara eğilerek ve yalnız ekonomik yapıyı ele alarak gelişecekleri ve huzurlu olacakları anlayışı geçerliliğini kaybetmiş durumdadır. Bilgi toplumunda, bilimin ışığında insan gerçek tanımını buluyor. İnsan, maddi ve manevi olmak üzere iki cephesi olan bir varlıktır. İnsanın bu iki yönünün de tatmin edilmesi gerekmektedir. Bugüne kadar insanın hep maddi yönü tatmin edilmeye çalışıldı. Fakat, insan gerçek huzur ve mutluluğu yakalayamadı. Bunun için, bilim adamları, bilgi toplumunda “maddi olmayan değerlere yönelim gündeme gelecektir” diyorlar.

Bugün artık iktisadi açıdan kabul edilen husus, toplumların iktisadi kalkınması, maddi ve manevi yönleriyle sosyal, kültürel, ahlaki ve hukuki gelişmenin iktisadi bir sonucudur. Manevi ve ahlaki cephesi ile kültürel ve sosyal cephesi gelişmemiş bir toplumu, yalnız iktisadi cephesini geliştirerek kalkındırmak kabil değildir. İnsanların refahı, mutluluğu, huzuru için bu yeterli değildir. Kapitalizm ve sosyalizm bu gerçeğin müşahhas örnekleridir.4

Bugüne kadar uygulanan hayatın yalnızca maddi cephesini ele alan iktisadi anlayışlar, uygulamalar, insana ve toplumlara gerçek huzur ve refahı yaşatamadı. 21. yüzyılda insanlar ve toplumlar, huzuru yaşatan iktisadın arayışı içinde olacaklardır.

Yeni Bir İktisat Anlayışı

İktisat, ölçülü hareket etmek, itidal, eldeki mevcut olanı saklama, kısma, toplama, israf olmadan herhangi bir malı, ihtiyacı tam giderecek şekilde kullanma, aldanmama manasına gelir. İktisat, Arapça “Kasd” kelimesinden türetilmiştir. Buna göre iktisatlı bir insan maksadını iyi tanıyan, sağa sola yalpalamaksızın, ifrat ve tefritten uzak bir şekilde yaşayan insandır. Bu sebeple iktisat “uygun davranış” manasında anlaşılır. İktisat, insanın ihtiyacına göre harcama yapmasını, cimriliğe ve israfa sapmamasını gerektirmektedir.

İhtiyaçların yerini sınırsız istekleri alınca, fertler iktisatlı bir hayat yaşamaktan uzaklaşırlar. İktisadın zıddı olan israfa sürüklenirler. Tüketici davranışında israf, hem mikro iktisat açısından, ferdin tüketim ve tasarruf dengelerini bozar, hem de makro iktisat açısından kaynakların dağılımını ve ekonomide tasarruf ve tüketim oranlarını etkiler milletlerarası sahada da gelir dengelerinin bozulmasına yol açar.5

Bugünkü dünyada huzuru yaşatamayan iktisadi anlayışın sonucu olarak, bir israf ekonomisi hüküm sürmektedir. İnsanlar devamlı tüketime teşvik edilmektedir. İhtiyacının üstünde tüketime yöneltilmektedir. Lüks tüketim artmakta, reklam yoluyla suni ihtiyaçlar ortaya çıkarılmaktadır. Neticede hem çevre ve tabiat kirlenmekte, hem de kaynaklar tüketilmektedir. Bugünkü çevre meselesinin temelinde tüketimde ki israf yatmaktadır.

İktisat kainatının en esaslı kanunlarından biridir. Çünkü Allah Hakim’dir. Bu ismin kainattaki tecellileri hiçbir yerde israfa mahal bırakmaz.6

Kainatı iktisat prensibi üzerine yaratan Allah, insanında o hikmet sırrına uygun hareket etmesini ister. Bu da onun yaratılış maksatlarına uygun yaşamasını gerektirir. Aksi halde insan kendisini sonsuz mutluluğa götürebilecek kabiliyetteki fıtratını israf etmiş olur. Bu israfın neticesi, hayatının diğer bütün safhalarını da istila eder. Böylece insan bütünüyle hikmetin sırlarına ters düşmüş olur. Buradan da anlaşılıyor ki gerçek manadaki bir iktisat imanın neticesidir.

İnsan neden iktisada bu kadar teşvik ediliyor ve israftan bu derece sakındırılıyor?

Çünkü “Halık-ı Rahim nev-i beşere (insanlara) verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor. İsraf ise şükre zıddır, nimetlere karşı hasaretli bir istihfaftır (hafife almaktır). İktisat ise, nimete karşı ticaretli bir ihtiramdır (hürmettir)”.7

İktisat varlık hikmetiyle çok alakalı bir gerçektir. İnsan şükür için yaratılmıştır. İnsan ihtiyaçlarını karşılarken şükür içinde olmalıdır. Bu şükrün yolu da hayatın her safhasında iktisat etmekten geçer. Kabiliyetlerin yerli yerince kullanılmasından, Allah’ın verdiği her türlü nimetlerin gerçek ihtiyaçlara yetecek şekilde ölçülü olarak kullanılmasına kadar. Şükür böyle bir fıtratın şuurla ulaşılan bir neticesidir.

İslamın getirdiği prensipler tüketici davranışını Kur’an ve Sünnete dayalı kaidelerle düzenlemeye çalışan bir ideal insan modelini geliştirmektedir. Bediüzzaman Hazretleri “İktisad Risalesinde”8 bunları veciz ifadelerle dile getirmiştir.

Allah’ın lütfettiği nimetlere karşı ticaretli bir ihtiram ifade eden iktisadı unsurlarına ayırırsak, insan hayatına neler kazandırdığına, tüketici davranışlarını nasıl dengelediğine bakacak olursak, altı önemli vasfı ihtiva ettiğini görürüz.

1- “İktisat bir şükr-ü manevidir.”

2- “İktisat nimetteki rahmet-i İlahiyeye karşı bir hürmeti ifade eder.” İnsan, kainatın kendisi için yaratılıp kainattaki bütün varlıkların, Allah tarafından insanın emrine tahsis edildiği şuuru ve idraki içinde kendisine sunulan nimeti rahmet-i İlahiye olarak değerlendirilmelidir.

3- “İktisat bir sebeb-i berekettir.

4- “İktisat, bedene perhiz gibi bir medar-ı sıhhattir.” Bir çoğumuzun bugün uyguladığı gıda sistemini dikkate alırsak, vücudu taşımaktan ziyade, vücudun taşımak zorunda kalacağı miktarda gıda aldığımızı ve vücudun onları hazmetmeden biriktirerek taşımak zorunda kaldığını görürüz. Bu gıdaların fazlalığı, israfa gidilmesi ile şeker kolesterol buna benzer hastalıklar sebebiyet verildiğini hatırlarsak, iktisada riayetin, israftan kaçınmanın dördüncü fazileti anlaşılır.

5- “İktisat, manevi dilencilik zilletinden kurtaracak bir sebeb-i izzettir.”

6- “İktisat, nimet içinde lezzeti hissetmesine ve zahiren lezzetsiz görünen nimetlerdeki lezzeti tatmasına bir sebeptir.” Bediüzzaman burada, iktisat ilminin meşhur azalan fayda kanununa işaret etmektedir. Tüketimde iktisada riayet edersek, marjinal tüketim biriminin faydası yüksek olur. İsrafa giderek tüketimi çoğaltırsak azalan fayda kanunu gereğince marjinal birimin faydası azalır, israf çoğaldıkça sıfıra doğru iner, hatta negatif olur.9

Kaynağını Kur’an ve Sünnetten alan ve esas itibariyle kainatta hükmeden köklü kanunlara dayanan iktisat prensibi, insana dünya hayatında arzu ettiği mutluluğu huzuru kazandırabilecek bir denge ölçüsüdür. Her şeyden önce, ferdin hayatına nizam verir. Gereksiz arzulara set çeker ve masraflarını gerçek ihtiyaçlarına göre ayarlanmasını sağlar. Böylece hem sıhhatini, hem manevi hayatını, hem de bütçesini intizama koyar.

İktisat, aile hayatının huzuruna da çok yardımcı olur. Aile hayatındaki aksaklıkların en önemli sebeplerinden biri iktisadi zorluklardır. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) “İktisat eden maişetçe aile belasını çok çekmez.” buyurmak suretiyle iktisat prensibinin bu önemli sonucunu dikkat eder.

Fert ve aileyi intizam ve mutluluğa götüren iktisat prensibi, toplumda da huzur sağlar. Bediüzzaman, iktisat düsturunun tatbik edilmeyişi halinde ortaya çıkacak neticelere işaret etmek suretiyle bu hakikati şöyle dile getirir. “İktisatsızlık yüzünden müstehlikler (tüketiciler) çoğalır, müstahsiller (üreticiler) azalır. Herkes gözünü hükümet kapısına diker. O vakit, hayat-ı içtimaiyenin medarı olan sanat, ziraat, ticaret tenakus eder (azalır). O millette tedenni edip sükut eder, fakir düşer.”10

Ticaret Bereketin Kaynağıdır

Cenab-ı Hak Kur’an da insanlara alışverişi helal kıldığını haber verir.11 Cuma namazını kıldıktan sonra rızıklarını aramak üzere yeryüzüne dağılmalarını emreder.12 Birbirinin malını haksız yollarla alıp yemenin dışında, karşılıklı rıza ile yaptıkları ticaretin meşru ve helal bir faaliyet olduğunu bildirir.13

“Bu kainat nedir?” sualine: “Fenn-i ticaret diyecek; gayet muntazam bir sergi, çok intizamlı bir pazar ve malları çok sanatlı bir dükkandır.”14

Dürüst ticaret en meşru ve bereketli kazanç yollarından biridir. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) “Doğru ve emin tüccar, kıyamet gününde peygamberler, şehitler ve sıddiklerle beraberdir” buyurmak suretiyle müminleri dürüst ticarete teşvik etmektedir. Dürüst ticaret en güzel helal kazanç yollarından biridir.

Aynı zamanda da umuma sunulan bir hizmettir. Çünkü tüccarlar sayesinde insanlar muhtelif ihtiyaçlarını karşılamak için çok uzak yerlere gidip, meşakkatlere katlanmaktan kurtulurlar. Bediüzzaman, ticareti insanların asli kazanç yolları arasında sayar. “Maişet için tarik-i tabii ve meşru, zihayat (tabii, meşru ve en canlı yol) sanattır, ziraattır, ticarettir.”15

İslamiyet ticaret yapmayı, alım-satımı teşvik etmiş, karaborsayı, aldatmayı yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) “Ticaret yapın ve cesur olun. Rızkın onda dokuzu ticarette ve cesur olmadadır.” diye buyurarak, ticaret yapmayı teşvik etmiştir.

Makul ve bereketli kazanç yolu olan ticaretin, Müslümanlar tarafından önemle nazara alınması gerekmektedir. Ayrıca, bu zamanda Hakka hizmetin maddeten güçlenmeye bağlı olduğunu idrak eden günümüz Müslümanlarının ticari faaliyetlere bilhassa önem vermesi lazımdır. Çünkü ticaret fıtri, bir iktisadi faaliyettir, hem de günümüzde alabildiğine şiddetlenen medeniyet yarışının muharrik unsurlardan birisidir. Müslümanların bu yarıştaki başarısı ticaretteki başarıyla yakından alakalıdır.

İktisadi Demokrasi

Batı toplumlarında sosyal sınıflar arasındaki aşırı farklılıkların görülmesi ve bunların kaldırılması son asırlarda ve günümüzde günümüzde ideolojik gelişmelerin kaynağını teşkil etmiştir. Sınıflar arasındaki denge arayışı, Batılı toplumların devlet çapında önemli problemleri olarak kendini göstermiştir. Bu fikirlerinin tesiri günümüz anayasalarına kadar gelen XVIII. Yüzyıl Fransız düşünürü J.J. Russo, oldukça mutedil görüşler taşıyordu. O Fransız ihtilali öncesinde şöyle diyordu. “Devleti sağlamlaştırmak mı istiyorsunuz? İki ucu elden geldiği kadar birbirine yaklaştırın. Ne çok varlıklılar bulunsun. Ne de çok yoksullar olsun. Birbirine zorbalığı kışkırtanlar, öbüründen de zorbalar çıkar.16

Russo’nun bu sözleri 1760’larda söylediği zaman, Bediüzzaman’ın ifadesi ile gerekli tedbirler alınabilseydi, 1789’da ihtilali belki de olmazdı. Çünkü “Beşerin hayat-ı içtimayesinde, bütün ahlaksızlığın ve bütün ihtilalatın menşei iki kelimedir. Birisi “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne.” İkincisi “Sen çalış ben yiyeyim.” Bu iki cereyanı idame ettiren cereyan-ı riba (faizin mevcudiyeti) ve terk-i zekattır (zekatın terkedilmesi). Bu iki müthiş maraz-ı içtimaiyi tedavi edecek tek çare zekatın bir düstur-u umumi suretinde icrasiyle, vücub-u zekat (verilmesi Allah tarafından emredilmiş zekat) ve hurmet-i ribadır (faiz Yasağı).”17

Bugün iktisadi demokrasinin arayışları içinde olan Avrupalının bu meselesini, İslamiyet 15 asır önce çözmüştür. İslamiyet, faizi haram kılarak yasaklaması ve zekatı emretmesiyle, bütün insanlığa iktisadi yönden koruyucu esaslar getirmiştir. Bu durum, fakir ve avam tabakasının İslamiyetten himaye görmesini ve ezilmekten korunmasını temin rolü oynamıştır.

İslam da emek karşılığı olmayan kazanç saklandığı için faizcilik yasak tutulmuş ve işletilmemiştir. Sermayenin belli ellerde toplanmasından doğacak mahzurları önlemek için %2,5 nispetinde bir zekat miktarı tespit edilmiş, fakirlik böylece sosyal kontrole alınmıştır.

Faizin kaldırılması ve zekat sisteminin uygulanması, iktisadi büyüme için kuvvetli bir müşevvik unsurdur. Atıl sermayeden pay almak suretiyle, zekat müessesesi iddiharı cezalandırmış ve yatırımları teşvik etmiş olur. Belirli bir kâr haddi seviyesinde yatırıma olan talep, diğer ekonomik modellere kıyasen İslam ekonomisinde daha yüksek olur. Bu sebeple İslam iktisadi bu açıdan büyümeyi teşvik edici bir karaktere sahiptir.

Faiz gelirinin çoğalması, zekatın azalması ile bozulan gelir dengeleri sonucunda aşırı zengin, rantiye sınıfların lüks ve israf temayülü artmakta, üretim kaynakları onların talebini karşılayacak yöne sevk edilmekte, üretim arzı bu yönde gelişmektedir. Buna karşılık, geliri düşük büyük insan kütlelerinin zaruri ihtiyaç mallarının üretimine yeterli olmadığından fazla talep karşısında fiyatlar artmaktadır. Çünkü zaruri ihtiyaç mallarında talep elastikiyeti düşüktür.

Teknik gelişmenin nihayeti Kur’an-ı Kerim’de gösterilmiştir. Mesela, eşyanın nakli, teknik daha bu seviyeye gelmedi. Çalışmalar bu istikamette... İktisadi demokrasinin, sosyal adalet ve sosyal barışın tam ve gerçek manada gerçekleşmesinde zekatın umumi bir prensip şeklinde yaygınlaşması mümkündür. Bakın ekonomileri iyi durumda olan ülkelere, faiz nispeti çok düşüktür. İşçiler birçok sosyal haklar elde etmişlerdir. Faizin düşük olması, enflasyonun düşük olması demektir.

Faizsiz Ekonomi

Faizsiz bir ekonomide kâr ekonomisi söz konusu olur. Üretimden sağlanan gelire nema denirse... Bu nema faize gitmeyecek, kâra gidecek demektir. Dolayısıyla bir kâr ekonomisi veya öz kaynaklar ekonomisi söz konusu demektir. Üretim faktörleri, bir araya gelmek suretiyle üretimden sağlanan geliri, yani kârı bölüşürler. Bu suretle faiz yerine kâr ortaklığı sistemi söz konusudur. Bu da daha sıhhatli bir ekonomi demektir. 1981 yılında Almanya’da yapılan bir toplantıda faizsiz banka modeli görüşülürken, şunun üzerinde duruldu.18

Almanya’da o sıralar, iktisadi durgunluk vardı. Alman iktisatçıları tarafından bunun sebebi olarak yüksek faiz gösterildi ve şöyle açıkladılar: Yatırımcı artık bir noktadan sonra yatırım yapmak ihtiyacını hissetmiyor: Çünkü faizler yükselmişti, faizler yükselince bu yüksek faizi ödeyerek yeniden yatırım riskini göze almak istemiyor. Faize girdiği vakit faizi kendisi ödeyecektir, ama bunun karşılığında kâr alıp alamayacağı belli değildir. Halbuki faiz sistemi yerine kâr ortaklığı sistemi olsaydı, o zaman yatırımcı hiç korkmayacaktı. Sermaye ile üretime katılacak kişi de kâr ve zarara katılacağı için sonucuna kâr edecekse kardan payını alacaktı. Zarar ederse sermayeler ile birlikte paylaşacaklardı. Risk ortaktı, faizde ise bütün bu risk müteşebbisin üstüne binmektedir. Sermaye dar riske hiç katlanmamaktadır.

Zekatın İktisadi Önemi ve Faydaları

Maddi buhranlara manevi buhranlar sebep olduğu gibi, manevi buhranlara da maddi buhranlar kuvvet verir. Ekonomik dengenin bozulup maddi farklılığın artması korkunç felaketlerin habercisidir. İnsanın manevi yönü olduğu gibi, bir de maddi yönü vardır. Bu iki yönünde ihmal edilmemesi gerekir. İnsanların manevi huzuru bir ölçüde maddi refahlarına bağlıdır. Zengin, fakir arasındaki mesafe açıldığı nispette, maddi sıkıntılar çoğaldığı ölçüde, toplum huzuru tehlikeye düşmüş demektir. Bunun içindir ki İslam, zenginleri fakirlerin yardımına çağırmakta, zekat ve sadaka köprülerinin atıldığı ve insanların sadece nefislerinin rahatını düşünmeye başladıkları ölçüde belalar dalga dalga ve rahat etme niyetlerinin aksine zahmet tokatları gelmeye başlar.

Nasıl ki hayatın hayatı imandır, sosyal hayatın ruhu da zekattır. Çünkü o, insanların davranışlarını maddi ve manevi sahada disipline eden mukaddes bir emr-i İlahidir. Bu bakımdan beşer, bugün karşılaştığı birçok ekonomik meselelerin altından kalkmak istiyorsa, sosyal hayatta zekat kurumunun revacına gayret etmelidir. Çünkü zekat, toplumun sosyal ve ekonomik problemlerini çözüm getirecek, rahatsızlıklara sünger çekebilecek bir şifa özelliğine sahiptir.

İslam toplumlarında görülen sosyal ve ekonomik bozukluklar ve çarpıklar ve bundan doğan yıkıcı fikir cereyanları ve her türlü sefaletin yayılmasında en büyük rolü zenginler oynamaktadır. İslam toplumları zekat kurumunu gerçek manasıyla işler halde tutamadıkları için, bir çok sosyal ve ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu sebeple, İslam toplumlarının her bakımdan istikrar ve huzuru temin eden yardımlaşma kurumları (zekat, sadaka vb.) üzerinde önemle ve ısrarla durmaları gerekmektedir. Bu konuda bir haberde şunları okuyoruz: “Ortadoğu’da kalıcı bir barışın sağlanması için sürpriz planlar hazırlanıyor. Bu planlardan biri de bölge ülkeleri arasında refah seviyesini dengelemek için İslam dininin beş temel esasından biri olan zekat müessesesinin, Ortadoğu ülkeleri arasında işler duruma getirilmesi. Bu konudaki yaklaşım, bölge ülkeleri arasında ekonomik yönden refahın artmasını sağlayacağı gibi, sosyal yönden de önemli derecede fayda sağlayacağı yönündedir. Suudi Arabistan ve petrol zengini diğer ülkelere Batıdan lüks ithalatı kısmaları, bunun yerine fakir komşularına daha fazla yatırım yapmaları teklif ediliyor...”

Zekat kurumunun tam tatbik edildiği devirlerde, milletlerin bünyesinde ne derece faydalı olduğuna tarih şahittir. Bugün de temennimiz İslam toplumlarının zekat kurumuna sahip çıkmaları ve bunu hayata geçirmeleridir. Amerika’da ve Batıda zekata benzer bazı uygulamaların yapıldığı görülmektedir.

İslamiyet zekat yolu ile insanlar arasında sefaletin önlenmesini, fertlerdeki insanlık duygularının daimi canlı kalmasını temin eder. Sosyal adalet kavramının en iyi tatbikat sahalarından biri olan zekat vasıtasıyla insanlar bencillikten, hasislikten nefislerini kurtarabilirler. Kısaca söylemek gerekirse, zekat insan toplumlarının ahenkli, mesut yaşaması için Allah tarafından teklif edilmiş bir vecibedir.

Zekatın iktisadi faydalarını kısaca şöyle ifade edebiliriz. Zekat verimi artırır, milli geliri yeniden sosyal adalet yönünde dağıtır, gösteriş tüketimini zaruri ihtiyaç mallarına aktarır, kaynak dağılımını düzeltir, atıl geliri azaltır, yatırımı arttırır, toplam talebi artırır.

Sonuç

Dünyada hepimiz güzel bahçelere, tarlalara ve köşklere, son model arabalara sahip olmak isteriz. Hatta birçok insan yegane gaye olarak mülk sahibi olmayı, ekonomik olarak güçlü olmayı görür, hayatı boyunca bunun için çalışır. Fakat bu insan huzurlu olamaz... Bu tip insanlardan meydana gelen toplumlar da huzurlu olmazlar. İnsanların huzuru yakalayamayışlarının sebebi manevi yönlerini ihmal etmeleridir. Son ilahi mesaj İslamiyet insanların maddi hem de manevi yönlerini tatmin eden nizamdır. Huzuru yakalamak isteyen insan, İslamiyet’in emir yasaklarına uygun şekilde hayatını tanzim etmelidir.

Bilimin hakim olacağı 21. yüzyılda bilgi toplumu üzerine araştırmalar yapan bilim adamları, “maddi olmayan değerlere yönelim gündeme gelecektir.” derken, İslamiyetin bu yüzyılda insanların ve bilim adamlarının gündemini çok meşgul edeceğini söyleyebiliriz.

Faizsiz ekonomi, zekatın ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmada uygulanma imkanı bulması ekonomik hayatta ahlaki ilkelerin, dürüstlüğün, haram, helal anlayışının dikkate alınması, huzuru arayan insanların bu yüzyılda yakalamaya çalışacakları gerçekler olarak karşılarına çıkacaktır.

Dipnotlar

1. Nursi, Bediüzzaman Said, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, 1993, s. 329.

2. Temiz, Mustafa, Bilgi Toplumu, İstanbul 1991, s. 35.

3. Erkan, Hüsnü, Bilgi Toplumu ve Ekonomik Gelişme, Türkiye İş Bankası Yayını, 1994, s. 172.

4. Kartal, M. Abidin, Risale-i Nur'dan İktisadi Prensipler, İstanbul, 1995, s. 79.

5. Zaim, Sabahattin, “Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu”, İktisat Risalesi, İstanbul 1996, s. 544.

6. Nursi, Bediüzzaman Said, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1994, s. 303.

7. Nursi, Bediüzzaman Said, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1994, s. 143.

8. Nursi, Bediüzzaman Said, Lem’alar, “İktisat Risalesi.”

9. Zaim, “Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu”, s. 550.

10. Lem’alar, s. 149.

11. Bakara; 275.

12. Cuma;10.

13. Nisa; 13.

14. Lem’alar, s. 308.

15. Nursi, Bediüzzaman Said, Münazarat, İstanbul 1977, s. 31.

16. J.J. Rousseau, Toplum Sözleşmesi, İstanbul 1969, s. 71-72.

17. Sözler, s. 373; İşaratü'l İ’caz, s. 44.

18. Zaim, İslam-İnsan-Ekonomi, İstanbul 1992, s. 77.

Yukarı