2893765 . Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 30045

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.yeniasyakitap.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Bahar 2007 
 Güneydoğu'daki Etnik Problemler Ve Çözüm Arayışları
 KÖPRÜ / Bahar 2003 
 Evrensel Barışa Çağrı


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Seslerin Estetiği: Müzik
Yaz 2002   [ 79. Sayı ]


Çocuk ve Müzik

Sabahaddin Yaşar

Müzik, varoluşun temel olgularından birisidir. İnsan kendisini anlatabilmek, istek ve şikayetlerini iletebilmek ve ruhi ihtiyaçlarını giderebilmek için sese ihtiyaç duyar. Bazı seslerden hoşlanır, bazılarından da nefret eder. Sesin belli bir ritim ve tondaki ahenkli ifadesi olan müzik, insanların duymak istedikleri seslerden oluşur. Duymak istenilen her ses müzik olarak ele alınabilir; ancak, her ses insan ruhunda olumlu etkiler bırakmaz. Bazı müzik parçaları insan ruhunu tazib ederek, mutsuz ettiği gibi, bazı müzik eserleri de insanı mutlu ederek hayatta başarılı olmasına yardımcı olur.

Çocukların müzikle ilişkisi de bu bağlamda ele alınabilir. Eflatun'un "Müzik, terbiyenin esaslı vasıtasıdır. Müzik bir eğlence aracı değil, güzellik, iyilik ve eğitim aracıdır." sözü müziğin eğitimdeki yerini belirlemek açısından önemlidir. Çocuk, henüz anne karnındayken, seslerden etkilenmeye başlar. Hatta bu zaman diliminde duyduğu sesler onun kişiliğinin oluşmasında, yaşam tarzının belirlenmesinde önemli bir yer işgal eder. Güzel sanatların bu en ulvi dalı, yerinde kullanıldığında insanın/çocuğun ve insan topluluklarının, çok anlamlı ve mutlu1 hayatlar yaşamalarına imkan hazırlar.

I- Çocuk ve Müzik Eğitimi

a- Anne karnında müzik

İnsan beynindeki bir nokta, seslerle ilgilidir. İnsanın sese karşı duyarlılığını ve sesin niteliğine karşı yargısını bu merkezdeki özellikler sayesinde yapabilir.2 Çocuklar bu merkez ve çeşitli duygularının etkisiyle, sese karşı duyarlılığa daha anne karnında iken başlarlar. Nitekim eğitimcilerin çocuğun eğitimini annenin hamilelik dönemine kadar götürmelerinin altında bu gerçek yatar. Anne karnındaki bir çocuk, dış dünyadaki olaylara ve durumlara karşı duyarsız değildir. Annenin sesi daha hamilelik yıllarında çocuğun dikkatini çekecektir. Bu sesin rahatlığı veya gerginliği, yumuşaklığı veya tizliği, çocuğun kişiliğinin oluşmasında önemli bir paya sahiptir. Bu sesler, çocuğun hayata bakışını, arkadaşlık ilişkilerini, yaşamayı, insanları ve kainatı sevmesini ya da sevmemesini belirler.

Hamilelik döneminde annenin, çocuğu isteyip istememesi, sakin oluşu, ruhen dinginliği, ses tonu, mutluluğu ya da kavgacı olması, gerginliği, stresliliği, huzursuz ve geçimsiz hayat halleri çocuğun yaşayacağı hayatın tabloları olacaktır. İmam-ı Gazali'nin dediği gibi, "Beşikteki çocukta bile güzel sesin tesiri vardır."3 Dünyası dikkate alınarak yapılmış bir müzik eseri karşısında ağlayan çocuk neşelenmeye başlar ve o sese doğru meyleder.4 Bu, çocuklarda beklenen bir tepkidir. Hatta nağmelere karşı duyarsız olan çocuğun mizacında bozukluklar görülebilmektedir.5 Annenin ninnileriyle nağmelere karşı duyarlı hale gelen çocuk, sonrasında müziğe karşı bir yatkınlığı kendisinde bulacaktır. Annenin henüz karnındaki çocukla olan diyaloğu, çocuğun nasıl bir ortama geliyor olduğunun belirtileridir. Müzik tatlı ve hoştur, onunla ruhlar zevklenir ve teskin olur. Onun tatlı sesiyle bebekler, ninni söyleyerek uyutulur. Bazen onlar muhtemelen müziksiz uyumazlar.6 Hayatı, ruhen dinlendiren, sakinleştiren bir müzikle şekillenen bebek, bunun izlerini hayatı boyunca taşır. Müzikle ilgilenen ailelerde çocukların da müziğe duyarlı olmaları, evdeki yaşam tarzının bir yansımasından başka bir şey değildir.

b- Hayatın ilk günlerinde müzik

Çocuk dünyaya geldiğinde, ilk karşılaştığı şeylerden birisi de seslerdir. Bir Müslüman çocuğun ilk duyduğu önemli ses, kulağına okunan "ezan-ı Muhammedi"dir.7 Bu ses onun maddi ve manevi varlığını etkileyen, manevi tesiri olan bir sestir. Çocuğun büyüme yıllarında annesinin ninnileri, masalları, sevgi dolu sözleri adeta çocukta bir sevgi atmosferi oluşturur. Küçük bir bebeğin sevgi gereksinimini karşılamak için ona ninni söylemek masal okumak eğitimin gereğidir.8

Çocuklar bizim çok dışımızda kişiler değildir. Bizim yaşadığımız hayat kısa bir müddet sonra onların yaşayacakları hayata model oluşturacaktır. Çocuklar biz yetişkinlerin bir süre önceki halimizdir.9 Dolayısıyla bizim yaşadıklarımız, çocukların da yaşayacaklarını şekillendirme etkisine sahiptir. Seslere karşı anne ve babanın duyarlılığı ve bu konuda yapmış oldukları faaliyetler çocuğun hemen dikkatini çekecektir. Kuş seslerine, su sesine, gök gürültüsüne, denizin dalgalarından gelen sese, rüzgarın sesine, dağların sesine, kurtların, böceklerin çıkardıkları seslere hasılı bütün seslere karşı aile fertlerindeki duyarlılık, çocuklarda kendini gösterecektir. Duyduğu her sese çocuk kendince ve algılama gücüne göre anlamlar yükleyecek ve kendince bağlantılar kuracaktır. Hatta bir bülbülün sesi ile bir karganın sesini değerlendirmeye alacak ve kendince bir sonuca ulaşacaktır.

Çocuk zamanla kendi sesini ve sesin gücünü keşfederek kullanmaya başlar; anlamsız seslere anlam yüklemeye ve bunu da çevresine karşı kullanır. Henüz konuşmayı bilmeyen bir bebek bile ağlama ya da gülmesindeki tını farkı ile ne istediğini rahatça anlatabilir. Çıkardığı değişik seslere ek olarak bedeninin tüm hareketleri ile de meramını ifade eder. O halde çocuk, kelimeleri kullanmadan da iletişim kurabilen akıllı, yetenekli bir varlıktır.10 Sesin bebekler üzerindeki etkisini anlayabilmek için gözlemden de yararlanmak gerekir. Henüz 1 yaşındaki bebeğe, hafifçe kızsanız ve ses tonunuzu birazcık artırsanız, bebek bu durumdan hemen etkilenerek tepki gösterecektir. Kaş çatmaktan anlayan bebeğin, seslere karşı duyarsız kalması mümkün değildir.

Anlamsız olan seslerin zaman içinde düzenli ve ahenkli bir şekilde notalarla çocuğa ulaşması, çocuk için ilgi çekici ve önemlidir. Çocuk dünyasına hitabeden notalar bilinmektedir. Çocukların hareketli müzikler karşısındaki vermiş oldukları tepkiler ve ortaya koymuş oldukları hareketler onların notalı seslere karşı ne kadar duyarlı olduklarının bir sonucudur.

Radyoda dinlenen bir müzik parçası karşısında en önce duyarlılığı çocukların göstermesi yine müziğe olan ilginin bir yansımasıdır. Bütün çocuklar belirtildiği gibi güzellik çağrısına duyarlıdırlar. Şuur, müzikteki ritimlere karşı şaşılacak kadar hassastır. Bu açıdan bakıldığında müzik, diğer sanatlara oranla daha çok çocuğa açıktır.11 Çünkü çocuk fıtraten güzele meyilli yaratılmıştır. Bütün güzellikler çocuklar da hemen tesirini gösterir. Ses algılama derecesi, gücü ve etkinliği çocuklarda büyüklerden daha fazladır. Kavrama daha hızlı olduğundan müzik aletleriyle yakınlık ve notaları değerlendirme yeteneği, henüz çok erken yaşlarda başlamaktadır. Tabii bütün çocuklar mı? Elbette hayır. Öncelikle çocuğun aile ortamında yani kişiliğinin oluşma döneminde ona gösterilmiş olan veya gösterilecek olumlu-olumsuz ilginin bir sonucu olacaktır. Müziğe ilgisiz bir aile ortamında büyümüş bir çocuğun, müziğe olan uyarılması yapılmamış demektir. Çocuk hangi sesler karşısında sürekli uyarılarla karşılaşmışsa, hayatı boyunca o uyarıları hissedecek ve tepkileri ona göre oluşacaktır.

Bir anlamda denebilir ki, çocuk dimağına dinlettirilen müzikler kodlamayı gerçekleştiriyor. Çocuk büyüdüğünde bu kodlanan müziklerin üzerine yenilerini bina ediyor.

c- Çocuğun gelişiminde müziğin rolü

Çocuğa öğretilecek müzik, sadece sesini veya zihin kabiliyetini kullanacağı bir uğraş değil, aynı zamanda çocuk dünyasının gizli kalmış hazinelerini keşfetmeye dönük atılmış adımlar olacaktır. Çocuğun hangi müziğe ilgi duyduğu, hangi derecede duyduğu, bu müziğin onun dünyasına olan etkisi vb. konularda yapılan araştırmalar, çocuğun kapalı dünyasından dışa ulaşmış sinyaller demektir.

Çocuk fıtri olarak müziğe yatkın olarak yaratılmıştır. Müzik, kendiliğinden ses çıkarmaya hevesli olan çocuğun doğasında vardır. Ancak çocukların bu yetenekleri gizli kalmaktadır. Temel sorun, bu yeteneklerin ortaya çıkarılması ve değerli hale getirilmesidir.12 Bunu yapabilmek için, 6 yaşından önce duyusal ve ritmik sezgileri uyandırmak gerekmektedir. Çünkü birçok uzmana göre bu dönem, çocukların duyularının ve izlenimlerinin en yoğun olduğu dönemdir. Müzik çocuğa aktif biçimde dinlemeyi ve duymayı öğretir.13 Okul öncesi dönem, müzik eğitiminin ilk basamağıdır. Ancak bu aşamadaki müzik eğitimi planlanırken, çocukların gelişim düzeyleri, müziğe karşı ilgileri, -varsa- ilgilerinin hangi yönde olduğu tespit edilerek, bir motivasyona ihtiyaçlarının olup olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Müzik eğitimi, çocuğun diğer ilgi alanlarını destekleyici nitelikte olmasına dikkat edilmelidir. Her çocuk ayrı etkileşimler içerisinde bulunabilir. Birine uygulanacak olan bir çalışmanın sonuçları, diğerinde aynı olmak durumunda değildir.

Bu dönemde, müziğin çocuk gelişimine olan etkisi, bir fiziksel büyüme, bir de ruhen olgunlaşma anlamındadır. Müziğin fiziksel gelişime olan etkisini testlerde bulmak mümkündür. Hayvan ve bitkilerdeki etkisi düşünüldüğünde -ki develerin daha hızlı yürümeleri ve bitkilerin daha çabuk yetişmeleri için kullanılan müzikler gibi- insanı da fiziksel olarak etkileyen müzik alanları bulunmaktadır. Nitekim savaş müziği olarak bilinen Mehter marşları insanları daha canlı ve hareketli, dinamik, daha güçlü hissetmelerine birer etkendir. W. Howard'ın dediği gibi, müziksel bir etkinlik davranışlarımız üzerinde ani etki(ler) yapmaktadır.14 Amaca uygun eğitim verildiğinde müzik, zihinsel, duygusal, psikolojik gelişimler ile sanatsal yeteneğin gelişmesi ve beğeniler çocuğun başlıca gelişim alanları olarak görülmektedir.

Müziğin çocuğa olan bir diğer etkisi ise, onun manevi boyutuyla ilgilidir. Bu bakımdan müzik, çocuğun hayal gücüne seslenerek onu besler ve icad edici özelliklere elverişli bir zemin hazırlar. Yine müzik sevinç kaynağı oluşturur. Bu sevinç kaynağı, çocuğun varlığını bütünleyerek sürekli yaşar duruma getirir.15 Dalcroje'nin dediği gibi, gerekli olan çocuğun müziği hissetmeyi, benimsemeyi, müzikle ruhunu ve bedenini birleştirmeyi, yalnızca kulaklarıyla değil, tüm varlığıyla dinlemeyi öğrenmesidir.16 Müzik, ruhî disiplini de türüne göre sağlamaktadır. Duygu eğitimi, his kontrolü de yine müziğin notalarına bağlıdır. Sağlıklı bir hayat içinde bulunan çocuklarda haliyle müziğin etkisi çok daha verimli ve etkili olacaktır. Ruhen sağlıklı olan bir çocuğun, müzikle olan ilişkisi daha sağlıklı olacak ve verimli eserler verebilecektir.

Bahsedildiği gibi, hayatı doğru ve güzel algılamada bile, müziğin direkt etkisini görmek mümkündür. Müziğin ruhen etkisi üzerinde durulurken, ruhen etkileşim beraberinde çocuğun sosyalleşme, doğru davranışlar kazanma, kendinde varolan kabiliyetleri keşfedip kullanma gibi kazanımları da bulunmaktadır. Okul öncesinde uygulanan müzik etkinlikleri, çocuklara beraberlik ve bir gruba ait olma duygusu verir. Bilinçli bir müzik eğitimi ile çocuğun grup içinde güven duygusu gelişerek kendine güvenmeyi öğrenir. Çocuk kendi arkadaş çevresinde kabiliyetlerin nasıl kullanıldığını da öğrenmiş olur.

d- Aile ve müzik eğitimi

Aile, çocuğun maddi-manevi dünyasının şekillendiği en önemli kurumdur. Çocuk, duygusal gelişimin köklerini ailedeki fertlerle yaptığı etkileşimde anlar. Çocuğun aile içindeki yaşantısı hem okuldaki, hem de ileri yaşlardaki duygusal gelişiminin temelini teşkil eder.17 Çocuğun doğup büyüdüğü, hayata hazırlandığı, iyi ve kötü istikametlerde şekillendiği yer ailedir. Müziğin şekillendirdiği ruh halleri, çocuk için zaman içinde ev hali olmaya başlar. Dinlediği müziğe göre ev ortamlarına şahit olunmaktadır. Çocuğun sergilediği çok hareketli ev ortamları, dinledikleri müzikten çok ayrı değildir. Onun için henüz şekillenme döneminde çocuğun örneğinin istendiği şekilde olması gerekir. Aksi halde çok olumlu bir ortamda, ruhen rahatsız edici müzik dinleyen birisi bu rahatsız edici ruh halini yaşadığı hayata da sergilemek zorunda kalacaktır. Nitekim çocukla ilgili bütün meseleler burada düğümlenir ve burada çözüme kavuşur.18 Burada ailenin eğitim, sağlık, özgürlükler gibi genel yapısına bakıldığında çocuğun nasıl bir sosyalleşme içerisine doğru gidiyor olduğunu görmek mümkündür. Bu noktada aile ilk ve önemli kurumdur.19 Anne-baba tarafından kurulan insan ilişkileri modeline "aile atmosferi" denir. Bu atmosferin nasıllığı, bir anlamda çocuğun da nasıllığı demektir. Bu atmosfer rekabete ya da işbirliğine dayandığı gibi, dostça ya da düşmanca, otoriter ya da seçmeli, düzenli ya da karmaşık olabilir.20 Aile atmosferi çocuklar için ilk insan ilişkileri modelini gördükleri yerdir. Aile değerleri çocukların seçimlerini etkiler. Anne-baba ya da çocuklar spor, müzik ya da bilime eğilimliyseler, bu ilgiler aile değerlerini oluşturur.21 Çocuklar ailenin değerlerine karşı tarafsız olamaz.22 Ailenin çocuğa olan duyarsızlığı, çocukların problemli insanlar olmasına zemin hazırlar. Aile duygularımızı ve çok yönlü kabiliyetlerimizi besleyip geliştirecek, miraslar deposudur.23 Aile, çocuğun kabiliyetlerinin keşif ortamıdır. Bundan dolayı ailede çocuğun her yönden gelişimine çalışıldığı gibi, müzik konusunda da eğitimine dikkat edilmelidir. Nelly Caron'un dediği gibi, "Müzikle eğitim her şeyden önce duyarlılığı uyandırmak, duyusal algıları arıtmak, fertlerdeki becerikliliği geliştirmek" gibi özellikleri kazandırır.24 Kısaca insan gelişimi için bir zemin hazırlar. Kişiliğinin oluşum döneminde ruhen dinlenmiş, yıpratılmamış bir ruh haliyle hayata başlayan çocuk, başarılı bir geleceğin temellerini atmış demektir. Çocuk psikolojisi üzerine yapılan çalışmalar, çocuğun şahsiyetinin temel özelliklerinin ilk beş yıl içinde, yani çocuk henüz ilkokula başlamadan önce oluştuğunu ortaya koymuştur. Yine araştırmalara göre, bu ilk beş yılda kazanılan özellikler, hayatın geri kalan kısmını da etkilemektedir.25 Üç ile yedi yaş arası, duyguların alış gücünün dorukta olması, kişiliğinin oluşmasının en önemli döneminin bu yaş grupları olduğunu gösterir. "Yedisinde ne ise yetmişinde odur"26 sözü bu bakımdan anlamlıdır.

II- Müziğin Çocuk Üzerindeki Etkileri

Müziğe duyarlı hale gelmiş bir çocukta, sadece müzik alanında gelişmeler sağlanmış olmamaktadır. Aynı zamanda çocuğun iç dünyasında değişimler meydana geldiği gibi, ferdi ve sosyal yaşamında da değişme ve gelişmeler olmaktadır. Musiki erbabı, sanatını ağır başlılıkla icra ederken, halet-i ruhiyesinde sergilediklerini, aynı zamanda davranışlarında da göstermektedir. Burada müziğin verdiği, temizlenmiş bir hayal, müzikle eğitilmiş bir zihin ve günlük münasebetlerde tamamıyla nazik bir hayattır. Nitekim, "ahlak ile müzik zevki, belki birbirlerinden apayrı şeyler değildir."27

Müzik eğitimi, estetik ve müzikal duyguların gelişimine katkıda bulunduğu gibi, hayatta başarılı olmuş sıhhatli insanların yetişmesine de imkan sağlar. Japon Eğitimci Shinicki Suzuki, "Nurtured By Love" adlı eserinde, konuyla ilgili "Ben sadece iyi vatandaşlar yetiştirmek istiyorum. Eğer bir çocuk doğumundan itibaren iyi müziği dinler ve onu çalmayı öğrenirse, disiplin, duyarlılık ve hoşgörü kazanır, iyi bir kalbe sahip olur" diyerek müziğin etki alanını belirlemektedir. Sanat, insanları hayata ve insanlara karşı daha duyarlı olmaya çağırır; müziğin bu bağlamdaki etkisi daha büyüktür.28

Müziğin çocuğu ahlaken (ruhen) olgunlaştırması gerçeğini gören Batılı ülkeler, müzik merkezlerini daha yaygın hale getirmişlerdir. Gelişmiş ülkelerde müzik başlı başına bir eğitim alanı ve aracı olarak algılanmaktadır. Müzik derslerinde temel amaç bireyin icat gücünü arttırmak ve geliştirmektir. Bu amaçla müzik dersleri öğrencilerin ihtiyaçlarına göre düzenlenmekte, onların mümkün olduğunca katılımcı olmaları sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmalarda çağın müzikal zenginliğini aktaracak çeşitli tür ve stillerde müzikler yer almaktadır. Çocuk hangi müzik alanında kendini ifade etmek istiyorsa, o türe uygun aletler bulmak mümkün olabilmektedir. Değişik müzik eğitim metodları farklı yollardan müziği öğretmekle beraber, hepsi müziği çocuğun yaşamının vazgeçilmez bir parçası yapmayı hedeflemektedir. Çünkü biliniyor ki, müzikle yaşamda çocuk, hayatın gerçek renklerine kavuşmaktadır.

a- Müzik duyguları temizler

Çocukların da dünyalarına yaşadıkları hayat içinde zamanla olumsuzluklar hükmedebilir. Bu olumsuzluklardan kurtulmanın yolu da, müziğin dinlendiren, olgunlaştıran, saflaştıran etkisinden yararlanmaktan geçer. Arthur Schopenhauer, müzik, insanı bayağılıklardan arındırır derken, müziğin insan tabiatı üzerindeki etkisini özetlemektedir. Müziğin bu derin izi düşünüldüğünde, "insan ruhunu daha dolaysız ve daha derin bir biçimde etkileyen başka bir sanat yoktur, çünkü hiçbir sanat, hayatın gerçek özünü, müzik gibi dolaysız ve derin bir biçimde anlatmaz. Öz ve yüce melodiler duymak, duyguları yıkamak gibidir. İnsanı bütün pislik, zavallılık ve bayağılıklardan arındırır."29 yaklaşımı, müziğin olumlu etkisinin sonucu olacaktır. Bu musiki nağmelerini göklerin dönüşünden aldık diyen hakimler, güzel sesin aşıklara gıda olduğunu ve güzel ses dinlemede kalp huzuru vardır demişlerdir.30

Görüldüğü üzere, müziğin ve dolayısıyla müzik eğitiminin toplumsal yaşantıdaki işlevi çok önemlidir. Müzik eğitimi, bir ülkede müzik düzeyinin oluşmasında belirleyici bir rol oynamaktadır. Ayrıca müziğin dünya barışına önemli katkıları olduğu da ifade edilebilir.

b- Müzik ruhun gıdası mıdır?

Katip Çelebi, seslerin insan üzerindeki etkisini, "Mutlak seslerin ruhlarda ve bedenlerde tesiri kararlıdır, inkar olunmaz. Eğer ses ölçüsüz ve çirkin olursa nefret yönünden tesir eder. Ve eğer ölçülü ve tabiat uygun olursa rağbet ve benimseme yönünden tesir eder. Ruhların ondan etkilendiğinin bedenlerde izi olur ve sahibi o tesiri anlayıp bilir, meğer ki tedaviye muhtaç, mizacı bozulmuş biri olsun."31 sözleriyle özetler. Nağmelerden etkilenmeyen kişilerin, ruhen rahatsız insanlar olacağını belirtir. Ayrıca müzikten etkilenmenin hem ruhen hem de bedenen olabileceğine dikkat çekerek, "şol kimsenin ki ruhu nefsine galip ola, tasfiye ve riyazetle nefs-i emmareyi kahr eyleyup beden memleketinde hakimiyet dizginini ruh sultanlığını eline vere."32 demektedir. Fakat Katip Çelebi burada ruhen etkiyi bazı şartlara bağlamaktadır. Bunlar da, "ruhun nefse galip gelmesi, nefs-i emmareyi kahr eylemesi, bedenin hakimiyetinin ruhun saltanatına verilmesi"dir. Ruh eğer beden üzerinde etkisini kaybeder veya bu etki zayıflarsa, nefis dizginleri eline alır ve insan insan olmaktan çıkar. Yine aynı manaya güçlendiren Gazali, "Bahar ve yeşilliği ud ve evtarı (keman) kendisini harekete geçirmeyen kimsenin mizacı bozuktur; tedavisi imkansız bir ruh hastasıdır."33 demektedir.

Tabii burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, her insanın farklı ton ve ahenge sahip seslerden hoşlandığı gerçeğidir. "Müzik, şahsi zevk ve tercihlerin ifadesi olan bir güzel sanat dalı olduğundan, hayli subjektif bir konu"dur.34 Bu açıdan herkesin hoşlandığı müzik türü farklı farklı olabilir. Her insan ve her çocuk için, aynı musıki veya müzik parçası ayrı ayrı etkiler yapabilir. Musiki bazıları için bir deva, bazıları için bir gıda, diğer bazıları için ise bir ferahlıktır.35 Ama genel olarak düşünüldüğünde sağlıklı bir yapıdaki kişiye, musiki tesir eder, o nağmeler, ruh üzerinde acayip tesirler meydana getirir. Bazı sesler, kalbi neşelendirir; bazıları mahzun eder, bazıları uyutur, bazıları da güldürür ve hoplatır.36 Burada bahsi geçen sadece etki değildir. Gıda anlamında kullanılan, kişiye olumlu katkı yapan ve ruhen besleyen bir etkidir. Yani zevk alma halidir. Zevk de bir idrak edebilme halidir. Bir kimsede idrak gücü kemal derecede olmazsa o kimsenin zevk alması tasavvur edilemez.37 Kelazabazi, Gazali, Suhreverdi ve Kureyşi'nin görüşleri önemlidir ve musikinin ruhun gıdası olduğuna dair görüşleri benzerlik arzetmektedir.

İnsanla en içli dışı olan bir sanat olarak müzik, "insan duygularını en çok avucu içine alan, fiziksel olarak insanı büyüleme gücü en yüksek sanattır."38 İnsanlara ve onların niyetlerine göre şekil alan müzik unsurları sadece insanların hislerine değil, kalben, ruhen tatmin olmasında da katkıda bulunabilir. Bazı tarikatların ve tasavvuf erbabının müzik ve musiki unsurlarıyla bu derece yakın alakalarının olması, insan-müzik ilişkisini gösteren örneklerdendir. Nitekim sema, musikinin tesiri altında kalarak gönülde Hakk'ı bulmak, heyecana kapılmak ve pervaneler misali dönmektir. Bu dönüş yalnız bedenle dönüş değildir. Gönülle, ruhla, aşkla, imanla, maddi ve manevi bütün varlığı ile dönüştür.39 Hatta bu arada, "musikinin kin, nefret ve düşmanlık hislerini ortadan kaldıran, yerine sevgi, barış, kardeşlik ve dostluk duygularını yerleştiren bu gibi tesirlerden başka insanı aşka, şevke, vecde ve cezbeye getiren tesirleri de bulunmakta olup, (İhvan-ı Safa Risalesi, c. I s. 240)"40 beden kontrolden çıkmakta ve cezbeye dönüşmektedir.

c- Ruhen yıpranmış çocuklarda müziğin etkisi

Müzik güçlendirir, genişletir, yankılandırır, duyguları ayağa kaldırır.41 Çocuk üzerinde nasıl bir etki isteniyorsa, ona uygun müzikle bu etki elde edilebilir. Müziğin insanı oynatan, düşündüren, ağlatan, uyutan, uyandıran fonksiyonları vardır. Aynı durum çocuklar için de geçerlidir. Onlara uygun müzikle istenilen sonuçlara ulaşmak mümkündür.

Ruhen yıpranmış ve ruhsal dengesi bozulmuş çocuklarda bazı davranış bozuklukları bulunur. Mesela, aşırı bilgisayar bağımlılığı; çabuk sinirlenme, içine kapanıklık, diyalog eksikliği gibi davranışlara iter. Çocuklardaki uyumsuzluk, başka çocuklarla arkadaş olamamak, üşengeçlik, güvensizlik vb.42 haller, ruhen incitilmiş bir çocuğun ortaya koyduğu davranışlardır. Bazı ruhsal problemler yaşayan çocuklar üzerinde yapılan denemeler, müziğin ruhsal bozukluklara sahip çocuklar üzerindeki etkisini göstermesi bakımından ilginçtir:

12-15 yaşlarındaki asosyal erkek çocuklar için hazırlanan bir konserden sonra, içlerinden en asosyal olanlar bir müzik kulübü kurup kuramayacaklarını sormuşlar.43

Yine kızlar için kurulmuş bir merkezde, sürekli isyankar davranışlar gösteren bir kız, konserden iki hafta sonra şunları yazmış: "Müzik çok çabuk bitti. Güzellik ve yumuşaklık dolu bir gün yaşattı bize. Akşam herkes uyuduğunda bu güzelliği hala yaşıyordum."

Bir keresinde bayan Alvin, zihinsel özürlü bir grup kız ve erkek çocuğa müzik çalmaya başlamış. Çocuklar müziğin yumuşaklığı karşısında dikkat kesilmişler. Bir duraklama anında küçük bir kız: "Bu, çok şaşırtıcı, tekrar istiyorum!" diye bağırmış. Onlara böylesine bir zevk veren müzik karşısında hepsi: "Tekrar! Tekrar!.." diye bağırmışlar.

Sınıfta aşırı gürültü eden çocuklara, müzik dinletince, birkaç dakika sonra çocuklar yatışmışlar, hatta bazıları uyuklamaya başlamışlar.

Seans bittiğinde eğer daha önce uyumamışlarsa, uyumaya hazır bir duruma gelirler. Müzik onlara derin ve uzun bir uyku sağlar. Etkilerini ertesi gün çocuklar uyandığında da gösterir.

Knight, seanslarından birinde çocuklara Waugham Williams'in "Antartika Senfonisi"ni dinletir. Müziğin en güçlü yerinde bazıları derin uykuya dalarken, bazıları ise bir ürperti hissettiklerini söylemişler. M. adlı çocuk ise, müzik boyunca gözleri uyuyormuşçasına kapatıyormuş, ertesi gün Knight'e müziğin ona babasını hatırlattığını söylemiş. Sonra hıçkırarak, babasını 18 yaşına kadar göremeyeceğini, hapiste olduğunu belirtmiş. Görüldüğü gibi pasif müzikoterapi bu 10 yaşındaki küçük çocuğun üzerinde tedavi edici duygusal (emosyonel) bir etki yapmıştır. Çünkü çocuk, yatıştıktan sona daha rahatça babasından ve duygularından söz etmiştir. Böylece müzik, çevresindekilere uyum sağlamasına, onlarla iletişim kurmasına ve katı gerçeklere karşı koymasına yardımcı olmuştur.

Bilgisayarlı oyun salonlarının, çocuğun ruhsal dengesi üzerindeki olumsuz etkilerini gözardı etmemek gerekecektir. Ayrıca, çocukta potansiyel enerji harcanmadığından bazı ruhsal ve biyolojik problemler baş göstermektedir.44 Çocuk bir şekilde enerjisini kullanabileceği bir alan bulacaktır. Bir müzik meşguliyeti rahatlıkla bu boşluğu doldurabilecek bir çabadır.

d- Müziğin tedavi edici gücü

Çocuğu ruhen rahatlığa iten sebeplerden birisi meşguliyettir. Boş zamanlar, insanları uyuşukluk ve miskinliğe sürükler ve manevi boşlukların meydana gelmesine sebep olur. Bu boşluk, ahlaki ve ilmi çalışmalardan ayrı olarak sanatsal faaliyetlerle de doldurulabilir. İnsana hünerli ellerini kullanma zevki hatırlatılmadıkça, makine insandan çok şeyler alıp götürecek ve geriye kalan zaman da atalet ve uyuşukluk içinde geçirilmeye devam edilecektir.45 Çocuklar, ancak nasıl yapıldığını öğrendikten sonra sanatsal faaliyetleri yürütebilirler.46 Meşguliyet, bir anlamda kişinin kendisini ispatlaması ve içinden geçenleri bir şekilde dışa vurması ile zihnini harekete geçirmesidir. Tabii ne gibi meşguliyetler çocuk için yararlı olabilecek, bu çocuğun yaşına, fiziksel ve ruhsal gelişimine göre değişmektedir.

Çocuğun ilgi alanlarının tespiti işi kolaylaştıracak bir unsurdur. Büyükler neleri düşünebiliyor ve faaliyet olarak neleri yapabiliyorlarsa, çocuklar da onların daha azını, daha az bir etkinlikle yapabilmektedirler. Bu açıdan bakıldığında Kur'an-ı Kerim tilaveti ve içinde olanları düşünmekle, ibret ve öğüt almak, ruh terbiyesi için başlı başına, gelişmiş bir okul demektir.47 Baba ve anne bu düşünme faaliyetini gerçekleştirirken, çocuğa da bunun yollarını öğretmek mümkün olabilecektir. Çocuğun ilgi alanlarının neler olduğunu bilmek ve ona göre adımlar atmak daha etkili olacaktır. Bu faaliyetlerden en önemlilerinden birisi, çocuğun gelişimini de etkileyecek olan müziksel etkinliktir.

Müziğin sanatsal ve eğitimsel işlevleri, problemli çocukların yeniden eğitimine kazandırılmaları konusunda kuşku götürmez değerini korumaktadır. Müzikoterapi yöntemleri belli ölçüde uyumsuz çocukların sorununa çözüm48 bulmak için oluşturulmuş birimlerdir. Müzik, ruhen yıpranmış, etkilenmiş çocuklarda tedavi edici bir etki göstermektedir. Müzik, bir anlamda çocuğun elinden tutabilmekte ve daha sağlıklı bir alana çekebilmektedir.

Güzel bir müziğin, bilgi ve sağlık sunan, uyaran, canlandıran, dinlendiren, sakinleştiren, yani insan varlığını zenginleştiren bir faktör olması çok doğaldır. Ama müzikoterapi daha çok, her vakanın özel ihtiyaçlarına göre uyarlanmış çok özel sağaltıcı bir eylemi yerine getirmektedir.49 Müziğin çocuğa faydalı olabilmesi için, çocuğun tespit edilen durumuna uygun müzik unsuru bulmak gerekmektedir. Farklı şart ve ortama göre musiki farklı yorumlanabilir ve farklı sonuçlar verebilir.

Müzik unsurlarının temel gerekleri ise melodi, ritm ve armonidir. Bu üç unsura karşı her çocuk bir şekilde bir tepki verir ancak, verilen her tepki de aynı olmayacaktır. Çocuk hangi derecede bir ihtiyaç hissediyorsa bunun belirlenmesi ve çocuğa uygun, pedagoji alanı içinde müziksel bir yol bulmak icap edecektir. Dr. Koenig'e göre, müzikle tedavide bazı sorunları çözmek için öncelikle müziği oluşturan elemanları çözümlemek gerekir. Daha sonra ise bunların insan üzerindeki etkisi saptanmalıdır. Böylece özellikle pedagoji alanı içinde, daha çok genel bir müziksel tedavi yolu bulmak mümkün olacaktır.50

Tedavi aracı olarak müzik kullanılırken, iki yöntem takip edilmektedir. Aktif ve pasif yöntem. Aktif yöntem, çocuğun bizzat kendisinin ruhen ve fiziksel olarak katılımının sağlanması yani bir müzik aleti kullanarak, şarkı söyleyerek veya müzikli oyunlarla ritmik hareketlerle bizzat iştirak etmesidir. Şarkı, çok kullanılan bir yöntemdir. Bazı durumlarda kişiliği ya da mizacı, sesinin tınısı ve telaffuzundan anlaşılabilir. Ancak daha çok, çocuğa verilen bir şarkı listesinden en çok hangisini söylemeyi sevdiği sorulur. Ya da söyleme şekli ve söylediği şarkılardan çocuğun zevki, düşünce yapısı ve karakteri hakkında bazı ipuçları elde edilir.51

İkinci pasif yöntem ise; dinlemeye dayanır ve çocuktaki davranış ve kişilik bozukluğuna uygun olarak, aktif yöntem kadar etkili bir yöntemdir. Bu yöntemde en önemli şey, enstrümanın, müzik parçasının ve müzikle tedavi için seçilmiş zamanın uygunluğudur.52 Bu tür uygulamalar daha çok ilgili alan uzmanlarının değerlendirebileceği ve çocuğun durumuna uygun adımlar atabileceği uzmanlık çalışmalarıdır. Ama aynı uygulamaları baba veya anne de çocuğu tanıma gözlemi olarak yapabilir. Fakat ilgili anne ve babanın bu konuda yoğun bilgi birikimine sahip bulunması icap eder ki, hangi durum karşısında nasıl bir yol izleyeceğini veya ne zaman, hangi aşamada uzmana başvuracağını bilebilsin.

Müzikle tedavinin etkileri, kullanılan enstrümanların işlevlerindeki farklılık bakımından iki gruba ayrılır: İrade egzersizleri için saptanmış bateri, davul, trampet gibi tamamen ritmik vurmalı enstrümanlar, özellikle yerinde duramayan hareketli kişilerin sağaltımında kullanılmaktadır. Oysa keman, viyolonsel, arp ve lir gibi telli enstrümanlar, solunum, nabız ve böylece heyecanlı yaşam üzerinde etkili olduğu için, ilk çocukluk yıllarında yaşadıkları bir travma sonucu engellenmiş ya da heyecanlı yaşamları karışıklığa uğramış kişilerin sağaltımında kullanılmaktadır. İki ya da daha fazla telli enstrümanla çalınan ezgiler bozuk heyecanlı yaşamda bir armoni (uyum) oluşturmaktadır.53

Öritm (uyumlu ses) teknikleri, sorunlarına göre iki gruba ayrılmış çocuklara farklı şekillerde uygulanır.

1. grubu "azgın" diye adlandırılan hareketli, sinirli çocuklar oluşturur. Bu çocukların egzersizi mavi bir ışıkla hafifçe aydınlatılmış bir odada başlar. Çocuklar rahat ve sessizce oturur. Trampetin basit ritmine göre nefes almaları istenir. Uyumlu nefes alma yavaş yavaş mırıldanmaya, daha sonra sesli söylenen bir şarkıya dönüşür. Sonra herkes susar ve çocuklara oda aydınlatılarak bir resim gösterilir. Işıklar söner, ama çocuklar şarkı söylemeye, mırıldanmaya ve uyumlu nefes almaya devam ederler.54

2. grubu "uyuşuk" diye adlandırılan, duygusal yaşamları donuklaşmış olan şizofren çocuklar oluşturmaktadır. Bunların çalışmaları, kırmızı ışıkla hafifçe aydınlatılmış bir odada, mümkün olduğu kadar sessizce başlar. Sonra çocuklar lirin ve üçgenin (üçgen biçiminde vurularak çınlatılan bir çalgıcık) eşliğinde yürürler. Ritm, çocuklar koşar adımlarla dönmeye başlayıncaya kadar giderek hızlanır. Sonra müzik durur ve çocuklar güçlü bir sosyal karakter taşıyan öritmik egzersizleri uygularlar.55

Daha önce belirtildiği gibi bilhassa çocuklarda güven ortamı önceliklidir. Çocuk dünyasına seslenen neşeli ve sınırlaması fazla olmayan bir ortam çocuğun kendisini daha rahat ortaya koyabileceği, tepkilerini daha rahat gösterebileceği bir ortamdır. Böyle bir ortamda, yerinde duramayan çocuklar bile, sakince ve zevkle müziği dinlerler ve böylece çocuklar, konserlerin psikolojik etkisiyle disiplini kendilerine sağlarlar.56 Şartlarına uygun bir müzik, çocuğa önemli bir katkı olarak "kendini disiplinize etme" yeterliliğini sağlamış olacaktır.

Çocuk üzerindeki beklenen etkisi dolayısıyla, her atılan adım belli bir sonuca ulaşabilmek içindir. Bu durumu çocuğun şartı sağlamaktadır. Çocuk neye ihtiyaç duyuyorsa, o ihtiyacı destekleyecek adımlar atılır. Psikolojik bir katkı mı, fiziksel bir katkı mı, çocuğun sosyalleşmesine dönük bir katkı mı bunu uzman belirleyecektir. Mesela, kendilerine güvenmeyen ve gerekli tutarlılığa sahip olmayan çocuklara, grup içinde davranışlarını düzeltme ve kendi kendilerini kontrol etme fırsatını verdirecek57 bir amaca dönük müzik unsurları tercih edilecektir.

Çocuğun biyolojik gelişimi dahi, böyle bir etkiden duyarsız kalamamaktadır. Algılarındaki gelişmeye gelince; yeni müzik parçaları geliştirmek zorunda olmaksızın bu deneyleri ara vermeden tazelemek şartıyla, görme ve işitmede gelişmeler sağlanabilir. En önemli nokta tekrardır. Çünkü konserler sayesinde, kendilerini güven içinde hisseder, gelişimleri gecikmiş çocukların bağımsız hareket edebilmeleri mümkün olabilir.58

Müzikle tedavide başlıca temel değişim beklentileri şöyle sıralanabilir; aktif olarak çocuğun bir müzik aleti kullanması ona iç dünyasından çıkmasına yardımcı olacak ya da insanın içinde varolan hisleri (neşe, korku, öfke gibi) tahrik ederek, sunulan müzik parçasının özelliğine göre, çocuk kendini ifade etmeye çalışacaktır. İçinde bastırılmış olan duygular, öfke veya başka bir halde dışa vurulabilecektir.

Tabii hangi yaşlarda ve hangi psikolojik bozukluğu olan çocuğa, hangi müzik unsurunun sunulması uzmanlarının ilgi alanlarında verilebilecek kararlardır.

5-7 yaş grubu çocuklar henüz gerçek dışı dönemdedir. 7-11 yaş grubu çocuklar işbirliğine dayanır. Bu yaş sorumluluk ve ortak uygulamalarda başarabilme yeteneğine sahiptirler. 11-15 yaş grubu çocuklarında ise, cinsiyet farkı göz önünde bulundurulmalı; erkekler için akrobatik hareketler ve kültür fizik, kızlar için ise, folklorik dans daha ilginç olabilir. Bu zor bir dönemdir. Beden aklın henüz ulaşamadığı bir olgunluğa ulaşmıştır.59

Sanat sükun vermekle kalmaz; aynı zamanda ateş dağıtır. Günlük hayatın şartları içinde eli kolu bağlanmış olan pısırık ruh, çoğu zaman güzel sanatların yüceltilerinde bu küllenmiş ateşi parlatacak bir kıvılcım, bir mecra, bir bahane olur.60 Günlük konuşmalarda ihmale değer olan ritim ve ton farkları, müzisyen için müzik sanatının, müziksever için ise müzik zevkinin kaynağıdır.61 Çocuk kendi içinde oluşan duyguların dış dünyada icra ediliyor olduğunun farkına varabilir. Çocuğun dünyasında oluşacak ritm ve ton farkları haliyle, büyüklerden farklıdır. Müzisyen bir anlamda bunları yakalayabilen sanat adamı demektir.

Sanatla beslenen çocuklar, sanatkâr ruhlu olarak hayata atılırlar, müzik sanatı, edebiyat, resim bizi idrakin tatlı ve vasıtasız güneşinde güneşlendirerek62 çocukların hayatına yaşama zevki katarlar.

Sanatla hayat bir içiçeliğe sahiptir. Sanatlardan uzaklaştırılmış, sanatkârları sahipsiz bırakılmış bir cemiyet yaşama zevkini, yaşama inceliğini, nezaketi, sevme sanatını yitirmiş bir cemiyet demektir. Sanatın pratik olmadığını, dünya işleriyle ilgisi bulunmadığını söylemek, Cennetin o yönünden bizim ne kadar uzak olduğumuzu söylemek demektir.63

Çocuklar/insanlar günümüzde şiirin, edebi söylemlerin etkisinde kalıyorlarsa bu, içinde dikkati dağıtan veya toplayan bir müzik tesirinin bulunduğu bir anlatıştan64 meydana gelmektedir. Bilhassa çocuklar için doğmuş olan "çocuk edebiyatı" çocukların dünyalarına ulaşmanın nasıl bir sanat olduğunu gösteren bir alan olarak dikkati çekmektedir. Müzik, mantıki bir anlamdan yoksun olmakla beraber, estetik bakımından ve his bakımından gayet önemli bir sanattır.65

Sonuç

Müzik duyusal olmakla beraber, çocuk üzerinde en soyut, en zihni tesirler bırakacak imkanlara sahiptir. Her notanın her yaş insana taşıdığı bir elektrik olurken, her çocuğa -hiçbirisinin şartları diğerinin aynı olmayacağından- aktardığı bir tesir olacaktır. Diğer sanatlarınki gibi müziğin çekiciliği de, fiziki bir temele dayanır. Bir notanın tizliği veya pesliği, havadaki titreşimin sayısına bağlıdır; notanın rengi üst-tonların varlığından ileri gelir; şiddeti, titreşimin genişliği ile ve kalitesi dizideki nispi durumu ile ilgilidir.66

Müzisyenlerin ellerinden çıkan tonlardan sayısız tepkiler meydana getirmek mümkündür. Müzik tonları, hecelerin tek tek verdiği sesleri gibi, ayrı ayrı kulağı okşayıcı olabilir. Fakat müziğin bıraktığı tesir, kelimelerin seslerine kıyasla daha çok tonların birbirlerini takip etmelerinden doğar. Müzik her şeyden önce zaman unsuruna bağlı bir sanattır; her ton kendinden sonra gelen tonun estetik vasfını tayin eder.67 Müzikteki tonlar, insan içindeki titreşimleri yakaladığı oranda etkileyicidir. Tonların kendisi, renkler gibi hoş olabilir veya olmayabilir; hatırlattıkları şeyler bir yana, keskin, batıcı, tatlı, yumuşak veya yüksek tonlar vardır. Bu tonların her biri, hatta her bir nüansı, sinirlerde belli bir tepki uyandırır. Ayrıca duyulara hitabeden diğer şeyler gibi tonlar da, bazı çağrışımlar ve hatıraları canlandırırlar.68

Yaşanan her duygunun bir müziksel aracı var demek mümkündür. Nitekim müzik enstrümanları insanların dünyalarında yaşananları dış dünyaya taşıyan araçlardır. Hüzün, sevinç, iç sıkıntısı, gönül rahatlığı gibi, psikolojik fenomenler, klasik musikide daha çok güftelerin telkin ettiği duygulardır. Enstrümantal parçalardan aldığımız benzer duyumlar da şartlanma yoluyla nağmelere bizim yüklediğimiz şeylerdir.69

Dipnotlar:

1. Cinuçen Tanrıkorur, Biraz da Müzik, Zaman Kitap, İst. 2001, s. 44.

2. Selahattin Engin, İTÜ Devlet Konservatuarı, Müzik Eğitimi Yöntemleri, (Yük. Lis.) Ders Notları, İstanbul, 1998, İstanbul Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 2, Yıl: 2000, Çantay Kitabevi, İstanbul 2000, s. 258.

3. İmam-ı Gazali, İhya u Ulumi'd-din, (Terc: Ahmed Serdaroğlu), cilt: 2, Huzur Yayınevi, İstanbul, s. 688.

4. Gazali, age., s. 688.

5. Gazali, age., s. 688.

6. Islamic Culture, Hyderabad-Decan, Newyork, London 1971, s. 120.

7. Süleyman Hayri Bolay; Mümtaz'er Türköne, Din Eğitimi Raporu, Ankara Merkez İHL Öğrencileri ve Mezunları Vakfı, Ankara 1995, s. 114.

8. Berrin Yurdadoğ, "Çeşitli Yaş Gruplarında Çocuk Kitaplarının Kağıt, Hurufat ve Renk Seçiminde Dikkat Edilecek Hususlar", 1. Çocuk Edebiyatı Sempozyumu, 23 Nisan Bildiriler ve Tartışmalar, İLESAM, Alıç Ofset, Ankara 1995, s. 52.

9. Beyza Bilgin, "Çocukta Ferdi, Dini ve Milli Duygunun Gelişimi", 1. Çocuk Edebiyatı Sempozyumu, 23 Nisan Bildiriler ve Tartışmalar, İLESAM, Alıç Ofset, Ankara 1995, s. 56.

10. Yurdadoğ, age., s. 44.

11. Haluk Yavuzer, Çocuk Psikolojisi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1992, s. 220.

12. Yavuzer, age., s. 220.

13. Yavuzer, age., s. 221.

14. Yavuzer, age., s. 220.

15. Yavuzer, age., s. 221.

16. Yavuzer, age., s. 221.

17. Ruhi Esen, Çocuğumuz ve Biz, YAN, 1998, s. 20.

18. İbrahim Canan, Kur'an'da Çocuk Eğitimi, Nesil Yay., İstanbul 1996, s. 21.

19. Bolay; Türköne, age., s. 113.

20. Don Dinkmeyer; Gary McKay, Biz Bir Aileyiz, (Çev: Gül Önet), Yapı Kredi Yay, İstanbul 1997, s. 28.

21. Dinkmeyer; McKay, age., s. 28.

22. Dinkmeyer; McKay, age., s. 28.

23. Bilgin, age., s. 57

24. Yavuzer, age., s. 221.

25. Bolay; Türköne, age., s. 113.

26. Bilgin, age., s. 58.

27. Edman, age., s. 117.

28. Pierre Lasserre, Nietzsche'nin Müzik Üzerine Düşünceleri, Pan Yayıncılık, İstanbul 1996, s. 24.

29. Yalçın Çetinkaya, Müzik Yazıları, Kaknüs Yayınları, İstanbul 1999, s. 130.

30. Beşir Ayvazoğlu, İslam Estetiği, Ağaç Yayıncılık, İstanbul 1992, s. 84.

31. Katip Çelebi, Şark Kasikleri, Mizanü'l-Hak fi İhtiyari'l-Ahak, (Haz: Orhan Şaik Gökyay), MEB Yayınları, İstanbul 1993, s. 18.

32. Süleyman Uludağ, İslam Açısından Musiki ve Sema', Uludağ Yay., Bursa 1992, s. 354.

33. Gazali, age., s. 688, 689.

34. Tanrıkorur, age., s. 36.

35. Uludağ, age., s. 287.

36. Gazali, age., s. 688.

37. Uludağ, age., s. 294.

38. Çetinkaya, age., s. 70.

39. Çetinkaya, age., s. 211.

40. Uludağ, age., s. 354.

41. Lasserre, age., s. 27-28.

42. Necdet Tozlu, "Geleneksel Çocuk Oyunlarının Türk Toplumundaki Yeri ve Önemi", 1. Çocuk Edebiyatı Sempozyumu, 23 Nisan Bildiriler ve Tartışmalar, İLESAM, Alıç Ofset, Ankara 1995, s. 132.

43. Yavuzer, age., s. 228, 229.

44. Tozlu, age., s. 132.

45. S. Hüseyin Nasr, Felsefe Edebiyat ve Güzel Sanatlar, Akabe Yay., İst. 1989, s. 111.

46. Nasr, age., s. 111.

47. Ali Abdulhalim Mahmut, Müslüman Gençliğin Eğitimi, (Terc: Prof. Dr. Bedreddin Çetiner), Uysal Kitabevi, Konya 1997, s. 197.

48. Yavuzer, age., s. 221.

49. Yavuzer, age., s. 221.

50. Yavuzer, age., s. 222.

51. Yavuzer, age., s. 226.

52. Yavuzer, age., s. 226.

53. Yavuzer, age., s. 224.

54. Yavuzer, age., s. 224-225.

55. Yavuzer, age., s. 225.

56. Yavuzer, age., s. 228.

57. Yavuzer, age., s. 227.

58. Yavuzer, age., s. 227.

59. Yavuzer, age., s. 223.

60. Edman, age., s. 251.

61. Edman, age., s. 34.

62. Edman, age., s. 51.

63. Edman, age., s. 55.

64. Edman, age., s. 25l, 59.

65. Edman, age., s. 25l, 107.

66. Edman, age., s. 108.

67. Edman, age., s. 108-109.

68. Edman, age., s. 109.

69. Ayvazoğlu, age., s. 83.

Yukarı