. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 6053

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ E-posta listesi

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Güz 2010 
 Üçüncü Said
 KÖPRÜ / Güz 2006 
 İnsan Hakları


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Medeniyet
Kış 2003   [ 81. Sayı ]


"Nursi, Batı Medeniyetini iyi ve kötü yönleriyle birlikte ele almış"

Oliver Leeman

Konuşan: Selim Sönmez-Hakan Yalman

Önce sizi okurlarımıza tanıtmak istiyoruz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

ABD'de Kentucky Üniversitesi'nde felsefe öğretimi ile uğraşıyorum. İslam felsefesi konusunda ve özellikle İbn-i Rüşd, İbn-i Sina, Farabî, Gazalî gibi İslam düşünleri konusunda çalışıyorum. Bu çalışmalarımı yaparken Said Nursî de çok ilgimi çekti. Çünkü, Onun genel kelâm yaklaşımı ve bu gelenek içinde çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Ayrıca İslam düşüncesi içerisinde de çok güçlü; pek çok felsefi kavramı rahatlıkla kullanıyor. Ben İslam felsefesi, genel anlamda felsefe ve din konusu ile yakından ilgileniyorum. Said Nursî, bir felsefe adamı ve düşünür olarak benim hayatımda önemli bir yer tutuyor.

Küreselleşme ve medeniyet konuları açısından bakıldığında, sizce Bediüzzaman'ın dünyada yeni oluşan medeniyet ve küreselleşme konularının anlaşılmasına katkıları nelerdir?

Said Nursi bir düşünür olarak küreselleşme ve medeniyet konularıyla ilgilendi. Küreselleşmenin bir tehdit olduğunu ancak, Müslümanların bundan korkmaması gerektiğini söyledi. Çünkü, Müslümanların kolayca bunun üstesinden gelebileceklerine inanıyordu. Onun açısından, küreselleşme İslam toplumlarını yutacak bir canavar değildi.

Nursi küreselleşmeye nasıl bakıyor?

Müslüman'ın yapması gereken, küreselleşme ve modernitenin zararlarını eleyerek, faydalı yönlerini almak olmalıdır. Bunlar yapılırken İslam'ın temel değerleri muhafaza edilmelidir. Burada küreselleşme ve modernite Müslümanların karşısına değil yararına olabilir. Ancak dikkat edilmesi gereken konu, modernite ve küreselleşmenin temel bazı yaklaşım farklılıklarıdır. Mesela çevremizde cereyan eden olayların Allah tarafından değil tabiat tarafından yürütüldüğünü söylediklerinde İslam'a bir tehdit haline gelirler. Nursî bu bakış açısının karşısında durup, buna karşı mücadele vermek gerektiğini öne sürer. Büyük ihtimalle, müspet bir yaklaşım şekli ile iyi olan şeylerin kabul edilebileceğini ve kötü şeylerin reddedilebileceğini ortaya koyar. Bu çok ilginç bir argüman, ve bu argümanı Risale-i Nur'un pek çok yerinde çok iyi bir şekilde ortaya koymaktadır. Zaman zaman bu konuya vurgular yapmaktadır. Bir Müslüman'ın bulunması gereken noktayı ortaya koyan yaklaşımın diğer bir yönü, çok önemlidir. Bana göre, Nursî için modernite ve küreselleşmenin önemi Müslümanların benliğine yaptığı etkidedir; fizikî bir güç olarak değil, esas yönü ile psikolojik bir güçtür. Müslümanlar, Batıdan gelen bilimin her şeyi açıkladığı Allah'ın bir rolü olmadığı düşüncesine inanırlarsa, pek çok problemle yüzleşeceklerdir. Bu bakış açısının etkisi altındaki Müslümanlar, Avrupa, Hıristiyanlık ve Batı'nın modern bir yaşantı şekli olduğunu ve ilerlediklerini ve "gitmemiz gereken yön bu olmalı" düşüncesine kapılacaklarını öne sürmektedir. Böyle bir düşünceye kapılanların da maddeye olan yakınlıkları artacak ve daha materyalist düşünmeye başlayacaklardır. Böylece Küreselleşmenin ferdî düşünce üzerindeki etkileri sonucunda, insanları kontrol altına alması kolaylaşacaktır.

Tebliğinizde "bilimselcilik" şeklinde bir terim kullandınız. Küreselleşme ve modernite ile birlikte düşünüldüğünde bu terim neyi ifade etmektedir.

"Bilimselcilik" bilimin her şeyi açıklayabileceğine inanmaktır. Herhangi bir konuda aklına takılan bir şey varsa veya yeni bir şeyin sebebini araştırıyorsan, bu konuyla ilgili bilimsel bir bilgiye eriştiğinde problem çözülmüştür. İslam, bilimsel bilginin bir şeyin niçin olduğunu sadece kelimelerle açıkladığını, aynı olayla ilgili daha derin açıklamaların da olduğunu öne sürer. Bu noktada Bediüzzaman, Gazalî gibi pek çok İslam düşünürüne benzer şekilde, Müslümanlar için yalnızca Allah kelimesinin kullanılmasının, gerçekten bir Allah inancı olmaksızın yeterli olmadığını söyler. Mesela, pek çok Müslüman yaptıkları işlerde "inşaallah" kelimesini kullanırlar. Terim olarak inşaallah "eğer Allah isterse" anlamına gelir bazen bu kelime Allah'ın izin vermesi düşünülmeden de kullanılabilir. Yani hayatınızın Allah'ın kontrolünde olduğuna inanmaksızın da bu kelimeyi kullanabilirsiniz. İşte bu tür bir kullanım "bilimselcilik" için örnek olabilir. Bu düşünce şeklinde Allah günlük hayatımızda gerçekten rol oynamaz. Bediüzzaman her işin gerisinde Allah'ın rolü olduğu ve hayatımız O'nun ellerinde olduğu anlayışını ortaya koyma gayretiyle Risale-i Nur davasına sahip çıkmıştır. Gerçekten dindar insanlar olmak istiyorsak her şeyin gerisinde Allah'ın kudret elini görmemiz gerekmektedir. Ama bu çok zordur. Her şeyin gerisine, mesela havanın, iklimlerin, elektriğin, tabii gördüğümüz olayların arkasında Allah'ın kudret elinin işlediğini kabul edebilmek ya da anlayabilmek çok zordur. İşte Risale-i Nur insanları buna davet ediyor.

Küreselleşme, günümüzde karşı konulmaz bir süreç olarak toplumları etkisi altına almaya başladı. Bu daha çok Batı'nın ve modern toplumların Doğu'yu istilası ya da kontrolü altına alması gibi bir yapıda ilerliyor.

Bu kaçınılmaz bir süreç. Uzun vadede kültürlerin küreselleşmenin etkilerinden tamamen kurtulabilmeleri bana göre çok zor. İki ay önce Kuzey Afrika'daydım, insanların olmadığı develer üzerinde seyahat edilen bir yerdeydim, Morocco... Çok basit hayatları olan, develerle seyahat edip, çadırlarda yaşayan insanların yaşadıkları yerlerde televizyon olduğunu ve televizyon seyrettiklerini görünce kendi kendime "İşte küreselleşme budur" dedim. Çölün ortasında bile küreselleşmenin etkileri açıkça görülüyordu. Zannediyorum bu artık kaçınılmaz. Bütün dünyayı etkisi altına alacak güçlerin oluşması kaçınılmazdır.

Nursi küreselleşmenin olumsuzlularına karşı direnmeyi öneriyor...

Nursî, İnsanlara küreselleşmenin menfi yönlerine karşı direnmelerini öneriyor; ellerinden geleni yaptıktan sonra onun tabiri ile "tevekkül etmek"ten başka çıkar yol yoktur. Tek yapılması gereken iyi ve kötünün ayırımı, çünkü küreselleşmenin pek çok yönleri de faydalı. Mesela, tıpta bilgi alış-verişinin ortamında faydalı tarafları var. Mesela. "İlim Çin'de de olsa alınız." Hadisini düşündüğümüzde, bu da küreselleşmenin olumlu taraflarını ifade ediyor olmalı. İslam toplumları da bugün interneti çok etkin şekilde kullanıyorlar. Yani dünyadaki İslam toplumları internette davalarını ve inandıkları fikirleri diğer insanlara yayabiliyorlar. Bu da çok etkili bir yöntem.

Nursi bu şartlarda insanlara neyi öneriyor?

Tebliğimde modernite ve post modernite arasındaki farklılıkları ortaya koymaya çalışmıştım. Modernitede bir topluluğun başka bir topluluk üzerinde hakim olma düşüncesi var. Post modernitede ise herhangi bir şekilde başka bir kişi veya topluluğu baskı altında tutamazsınız. Çok farklı düşünceler, çok farklı yaşam tarzları ve karışıklıklar olmasına rağmen net bir çözüm yoktur. Nursî, bu kafa karıştırıcı şartlara uyum sağlayabilmek için insanların yeterince güçlü bir manevi donanıma sahip olmalarını önermektedir. Risale-i Nur buna yönelik geliştirilmiş bir metoddur ve oldukça da etkilidir.

Bir kısım entelektüeller küreselleşmeyi modernitenin bir aşaması görüyor.

Küreselleşme, modernite ve post modernitenin ne kadar uzak olduğu veya aynı olup olmadıkları sorusu ilginç. Buna direnç gösterebilir miyiz? Evet gösterebiliriz. Gösteren toplumlar da var. Mesela, Amerika'da bazı Hıristiyanlar var. Elektrik kullanmıyorlar, televizyon seyretmiyorlar. Orta uzunlukta sakalları var ve çok basit, sade bir hayat yaşıyorlar. Ev kullanmıyorlar, arabaları yok ve ata biniyorlar. Ancak bu bana mantıklı gelmiyor. Şehrin ortasında böyle bir şekilde hayat aptalca, Müslümanlar bilim adamı, avukat, muhasebeci olarak medeni hayat içinde yerlerini alırlar. İyi birer Müslüman olarak günlük hayatın içerisinde yer alması, Nursi'yi daha fazla memnun edecek bir yaklaşım olur.

Küreselleşmenin bir de Amerikanlaşma boyutu var...

Evet zannediyorum bu tamamen doğru, eğer Türkiye'deki insanlar McDonalds'larda yemek yemeye başladılarsa ve McDonaldslar ülkenin önemli yerlerinde gün geçtikçe artıyorsa küreselleşme etkisini gösteriyor demektedir. İnsanlar Batılılaşma endişesiyle McDonalds'larda yemeyi bir değer olarak algılıyorlar. Aslında bu kaçınılmaz bir son olmamakla birlikte dünyada toplumlar artık benzer şekilde yaşamaya, benzer binalarda yaşamaya, aynı türden yiyecekler yemeye ve benzer şehirlerde yaşamaya başlıyorlar. Aslında bu gerçek, Nursi'nin yaklaşımında ideal bir toplum değildir. Ben farklılıklardan daha fazla hoşlanıyorum. Mesela Amerika'da çok farklı kıyafetlerde, farklı yaşantı şekillerine sahip pek çok insan var. Post modernitede herkesin kendi değerlerini ön plana çıkarıp onların şekillendirdiği halde yaşamak sözkonusu edilir. Bunun olumsuz yönleri de vardır. İnsanlar böyle bir yapı içinde kendilerini, kalabalık toplumlar içerisinde yalnız hissedebilirler.

Bediüzzaman'ın küreselleşme ya da Batı medeniyetinden yararlanılması konularında yararlanılacak bir fikri var: Avrupa iki kategoride değerlendiriliyor. Hakiki İsevi dininden kaynaklanan olumlu durumlar ve Batı medeniyetin çatışmacı, unsuriyetçi ve sefahatçı gibi kötü yönleri...

Bana göre Bediüzzaman bu noktada çok başarılı bir yaklaşım sergiliyor. Nursi, Batı Medeniyetini iyi tahlil etmiş. Batı medeniyetini iyi ve kötü yönleriyle ele alıyor. Hıristiyan kültürünün, hala korudukları pek çok manevi değerler olduğunu öne sürmektedir. Hıristiyanların pek çok kötü tarafları, dejenere olmuş yönleri bulunmakla birlikte halen korunan bu manevi değerler ve Hıristiyan kültürünün iyi tarafları alınabilir. İnsanlar gündelik yaşantılarında medeniyetin getirdiği nimetlerden istifade ederken sağlam bir inanç yapısına sahip fertler olarak yaşayabilirler. Sosyal hayat içinde yaşarken din ve dünyayı birbirinden ayırmak çok zordur. Bir taraftan varlıklı olmaya çalışırken diğer taraftan manevî hayatınızı yürütmemiz gerekir. Bu yüzden Risale-i Nur, din ve dünya hayatının birlikte yürütülmesini önermektedir. Bediüzzaman ihtiyaç duyulan miktarda varlık temini için gayret edilmesini kalbin bu varlığa bağlanmamasını tavsiye eder. Zaten ihtiyaçlar da öyle çok fazla değildir. İhtiyaçlarımızı karşıladıktan sonra daha önemli şeyleri düşünmeliyiz. Hayatımız maddi şeyleri düşünmekle değil, maddi ihtiyaçların karşılanmasından sonra manevî şeyleri, yaratılış gayemizi düşünmekle geçmeli.

Said Nursi düşüncelerini paylaşanlar Batıdan nasıl görünüyor? Siz bir felsefeci olarak bu hareketi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Batı'daki insanların genel düşüncesinde İslam topululukların saldırgan, düşmanca ve radikal bir imajı vardır. Aslında, Nursî'nin mesajları hakkında da yeterince bilgilenmiş değiller. Nurcuları çok iyi tanımıyorlar ve Müslüman gruplarla ilgili genel yaklaşım içinde değerlendiriyorlar. Batılılara Nursî ve Nurcuları anlatmaya çok büyük ihtiyaç var. Aslında önümüzdeki yıl, Amerika'lara Nursî'yi tanıtacak, onun nasıl bir İslam anlayışı olduğunu anlatacak bir konferans düzenlemeyi ümit ediyoruz. Amerika'da sufîlik ve tasavvuf biliniyor; ancak bazı Amerikalılara göre sufîlikte sosyal hayata uygun bir yaşantı şekli değil. Bir kısmı ise, Sufîlik, Selefiyecilik ve Vehhabilik gibi akımların hepsinin bir olduğunu düşünüyor ve toptancı bir yaklaşım görülüyor. Hepsini Müslüman kelimesi içinde ele alıyorlar, zannediyorum... Batılıların farklı İslamî yaşantı şekilleri ve farklı İslam ekolleri hakkında eğitilmeye ihtiyaçları var.

Nursi'nin mesajlarının Batı'da daha iyi anlaşılması yerleşik İslam imajının değişmesini sağlar mı?

Evet, çok daha pozitif bir İslam nosyonu olacağını, İslam'a ve Nurculuğa daha çok ısınacaklarına inanıyorum. Mesela biz Amerika'da küçük bir kasaba olan Kentucky'de yaşıyoruz ve bulunduğumuz yerde iki adet cami var. Bunlardan birisi Filistinlilerin... Daha geleneksel, bayanların saçının örtülü olduğu, erkek ve kadınların ayrı oturduğu bir yapı var. Diğeri ise, zenci Amerikalıların, bu daha çok sufî geleneğine uygun ve daha liberal. Yalnızca bizim küçük kasabamızdaki iki camide bile farklılıklar var. Ancak Amerika'daki insanların zihninde Müslüman denince tek bir kavram var. Farklı İslamî yaşantı şekilleri olduğunun ve değişik özelliklerde Müslümanların varlığının anlatılması ve bu konularla ilgili olarak Batılıların eğitilmesi lazım. Batılılar için daha uygun bir İslami yaşantı olduğunu düşündüğüm Nursi'nin önerileri mutlaka Batıda yaygınlaştırılmalıdır.

Yukarı