2893765 . Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 4613

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ E-posta listesi

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.yeniasyakitap.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Kış 2007 
 Muhafazakârlık
 KÖPRÜ / Bahar 2003 
 Evrensel Barışa Çağrı


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Alevilik
Bahar 98   [ 62. Sayı ]


Anadolu Tasavvufunun Yetimleri: Aleviler

M. Hakan Yavuz

Dr., University of Utah

Bektaşilik İslam dininin Anadolu tasavvuf felsefesi içinde yorumlanması sonucu başlayan ve daha sonra Alevilik olarak ortaya çıkan yorumlama ve yasama biçimidir. Kısacası, Alevilik İslamın sadece bir yorumu olarak kalmamış ve bir yaşam tarzı haline getirilmiştir. Bir başka deyişle, İslam dininin Anadolu’daki hakim kültürler ve siyasi şartlar altında yorumudur. Ama, merkezi bir eğitim sistemi kurulamadığı için ve çok ücra bölgelerde yaşanıldığı için Alevilik coğrafyanın ve dışlanmışlığın etkisinde kalarak daha somut bir inanç sistemi olarak evrilmiştir. Ortada, tek bir Alevilik değil bölgelere göre ve eğitim seviyesine göre farklılık arz eden bir Alevilik-ler-den bahsetmek zorundayız. Bu yazıda Alevilik felsefesinin genel hatlarına dokunduktan sonra, siyasi çerçeveden nasıl etkilendiğini belirteceğim. Türkiye’deki toplumsal barışın inşası; 1- ‘Deconfessional İslam’ anlayışı ve 2- Dinin, devletleştirilmeden özgürce yaşanması ve yorumlanmasıyla mümkündür. Deconfessional İslam, dinin hiç bir grubun tekçi yorumuna tabi kalmadan kelimeyi şahadet çerçevesinde minimum asgari müşterekler olarak ele alınmasıdır. Asgari müşterekler konusunda oydaşmaya varırken tartışmalı yorum ve uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Alevilik ve Aleviler

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 11 ile 30’unu (rakam kişiden kişiye değişiyor) oluşturan Aleviler, bir ‘sycretic’ inanç sistemine sahipler. Alevi inançlarının ana kaynağı Anadolu tasavvufu olmasına rağmen Şamanizm’in, Şiiliğin ve Hıristiyanlığın izlerini bulmak mümkündür. Farklı şekillerde ve zamanlarda İslam’a giren Türk boyları ve Anadolu’daki yerli gruplar İslam’ı farklı şekillerde algılamış ve yorumlamışlardır. İki ana yorumlardan biri Alevilik diğeri ise Sünnilik olarak yaşam alanı bulmuştur. Aslında sosyolojik faktörler sonucu oluşan bu dini ayrım daha sonraki sosyal ve siyasi ayrışımlara ‘yataklık’ etmiştir. Tıpkı, Endonezya’daki ‘abandan’ (syncretic) ile “santri” (orthodox) Müslümanlar arasındaki ayrımda olduğu gibi sycretic özellikler arz eden Müslümanların hem milliyetçilik hem de sol eğilimli ideolojilere daha yakın olduğu görülüyor. Aynı sürecin Anadolu’daki Müslümanlar için de geçerli olduğunu görüyoruz. Aslında coğrafi şartların zorlaması ve merkezileştirilemeyen bir eğitimin sonucunda bölgelere göre, vurgusu değişen bir İslam yorumuyla karşı karşıyayız.

Alevi yorumun ana noktası; insanın esas alınmasıdır. İnsan, ‘okunması gereken bir kitap’ olarak ele alınır. Burada aslında Kur’an’ın insana indirgenmesinden daha çok, Kitab’ı anlayan ve anlatan ve hedefi olan ‘insan-ı kamil’ vurgusu var. Bir başka deyişle, içeriden-dışarıya doğru giden ve ahlaklı toplum şiarında bir yorum var. Dinin ibadet yönleriyle beraber insanı hedef alan felsefesi üzerinde bir Anadolu tasavvuf ‘açılımı’ var. Bu açılımın ‘anlatım’ haline getirilmemesi yoruma ve ‘diriliğe’ verilen önemdendir.

Herkesin üzerinde oydaşmaya vardığı bir Alevilik kitabının veya eserinin olmaması Alevilik için bir kayıp veya zayıflık olmamış, tam tersine yüzyılların şartları ve baskıları içinde yorumlanarak günümüze akan bir ‘açılımlar’ ırmağı olmuştur. Kısacası, yazılı değil daha çok sözlü kültürün ürünüdür. Yazılı olsaydı belki günümüze taşınması daha güç olabilirdi. İnsan dışında Alevi ‘hermeneunitiği’ olarak ele alacağım ikinci özellik aslında birinciyle yakından ilgili.

Alevi ‘hermeneunitiği’ sözlü kültür içindeki efsane ve Ali bağlantılı olayların ve hikayelerin günümüz sorunlarının yerel dil ve kültür içinde aktarılması ve anlaşılmasını sağlamaktadır. Aleviliğin özünü oluşturan sözlü kültürün yorumu herkese açıktır. Yerel koşullar içinde ‘yaşayan’ İslam olduğu için herkesin paylaştığı bir gelenektir. Hikaye veya efsaneden çıkarılacak tek bir ders de yok. İşte, bu yazılı olamamasından kaynaklanan sözlü özellik Aleviliği ‘diri’ kılan önemli bir yöndür. Bir başka deyişle Alevilik İslam’ın Anadolu tasavvufu içinde ‘yerelleşmesi’dir. Toplumsal huzura büyük önem veren Alevilik “diline, beline ve eline sahip ol” ilkesiyle ortak yaşamın temel prensipleri olarak: Kimseye zarar vermeyecek şekilde ifade özgürlüğü, insanların özel yaşamını sarsacak ve toplumun temel direği olan ailenin korunması için cinsellikteki sınırı belirlemektedir. İnsanları ‘ellerine’ sahip olmaya çağırarak davranışların ahlaki ilkelere uygun olmasını dile getirmektedir. Tamamen İslam’ın özündeki prensipleri yaşama aktarmaya çalışan Alevilik, zengin bir ahlaki temele sahiptir.

Türkiye’deki Alevilerin çoğu Türk olmasına rağmen önemli bir kısmı Kürttür. Kürt Alevilerin Cem evindeki ibadet dilleri ise Türkçe’dir. Kürt Alevileri genelde Zazaca konuşurlar. Alevilik genelde Alevi olmayı kana bağlamışsa da son yıllarda ciddi değişmeler var. Aleviliğin ana sembolleri: Saz, Cem, ve Dede’dir. Saz evrensel mesaj veren İslam’ın müziksel olarak geniş kitlelere, özellikle Arapça bilmeyen kitlelere yansıtılmasında büyük araç olmuştur. Saz ve aşık ile İslam şiirselliğin zirvesine taşınmıştır. Cem ise hem bir yerel ‘haram’ kavramı içinde oluşturulan bir ibadet ve asıl olarak ‘kamu alanı’dır.

Toplumun sorunları ve şikayetleri dinselliğin yoğun olduğu bu alan içinde ele alınmaktadır. Burada, ‘haram’ ile kamu alanının ilişkilendirilmesi herkesin doğruyu söylemesi ve diğerlerine zarar vermemesi ilkesidir. Alevi ‘cemleri’ aslında katılımcı yerel demokrasinin yaşandığı yerdir. Dede Avrupa’daki hukukun üstünlüğü (the rule of law) ilkesine uygun bir görevi icra etmekte ve bu hukuk içinde bir toplumsal katılım (communitarian) söz konusudur.

Aleviliğin yanlış anlaşılmasında Alevi aydınların sorumluluğu büyüktür. Alevilerin Aleviliğin arkasındaki Anadolu tasavvufu çerçevesinde kendilerini anlatmaları yerine, Türkiye’deki aşırı solcu ke-simlerin birer ‘yatağı’ haline getirilmeleri bu zengin kültürü tamamen bir siyaset aracı haline getirmiştir. Cumhuriyet döneminde Aleviliğin laik ulus üretme politikası için ‘araçlaştırılması’ ve solcu ideolojilerin ‘yatağı’ haline getirilmesi Alevi kimliğinin içsel zenginliğini köreltmiş ve Alevilik “Sünni olmayandır” şeklinde tanımlanmıştır. Özellikle Cumhuriyet dönemindeki baskı politikalarına tepki olarak siyasetleştirilen Sünni İslam’a karşı Aleviler bir karşıt güç olarak kullanılmış ve kullanılmaktadır. Bu durum, Türkiye’deki sağ-sol ayrışmasının, Alevi-Sünni şeklinde mobilize edilmesiyle sonuçlanmış ve birçok masum Alevi Çorum, Sivas, Kahraman-maraş olaylarında öldürülmüş veya sakat kalmıştır. Cumhuriyet ideolojisi daha sonra Sünni İslam’ı kullanmaktan geri kalmamış ve Evren döneminde DPT’de projeler dahi hazırlatılmıştır. 1980 öncesi katliamları ve 1980 sonrası izlenen politikalar Alevileri ulusal proje dışında Aleviliği bir dinsel kimlik ötesinde bir bağımsız ethno-religious (etnik-dini) kimlik olarak görmesiyle sonuçlanmıştır. Bugün, gittikçe ayrı ve bağımsız bir kimlik olarak gelişen ve devletin de işine gelince kullandığı bir oluşumla karşı karşıyayız.

Yukarı