Risale-i Nurlarda Bir Tevhid Delili: Elektrik

Server FIRAT, Dr. Öğr. Üyesi, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi

Özet

Elektrik günümüzde insanlığın yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır. Konutlardan iş yerlerine, sokak aydınlatmalarından trafiğin düzenlenmesine, araçlardan sanayiye kadar yoğun olarak kullanılmakta olan en önemli enerji kaynaklarındandır. Bu güç ve enerji kaynağı üzerinde fizikçiler başta olmak üzere üniversiteler ve araştırma laboratuvarlarında bilim adamları ve mühendisler yanında gerek üretim, gerekse iletim ve dağıtım aşamalarında projelendirilme, hesaplama ve tüketiciye ulaştırılmasında teknik elemanlar ile birlikte dünyada yüz binlerce kişi çalışmaktadır.

1400 yıl önce insanlığa gönderilen son İlahi kitap Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetlerde ise, elektriğe işaretler bulunduğunu Bediüzzaman Said Nursî eserlerinde anlamlarını tekrar çıkararak yorumlamıştır.

Bu çalışmada, Bediüzzaman Said Nursî’nin eserlerinde elektrik ile ilgili Kur’an ayetlerinin anlamlarını çıkarırken bu önemli enerji kaynağını nasıl yorumladığı ve dünyanın geleceği ile ilgili hangi hususları bildirdiği incelenecektir.

Anahtar Kelimeler: Bediüzzaman, Risale-i Nur, Şualar, Elektrik

Abstract

Electricity is an inseperablepart of human life today. It is one of the most important energy sources that is used intensively from residences to workplaces, from Street lighting to traffic regulation, from vehicles to industry. Hundreds of thousands of people around the World work with this power and energy source, especially physicists, scientists, engineers in universities and research laboratories, technical staff in the design, calculation and delivery of projects during both production, transmission and distribution stages.

Bediuzzaman Said Nursî interpreted that there weresigns of electricity in some verses in the Quran, the last divine book sent to humanity 1400 years ago, by extracting their meanings again in his works.

In this study, it will be examined how Bediuzzaman Said Nursî interpreted the Qur’anic verses about electricity in his work sand how he talked about this important energy source for the future.

Key Words: Bediuzzaman, Risale-i Nur, Şualar, Electricity

 

Giriş

  1. Yüzyılın en önemli Kur’an müfessiri Bediüzzaman Said Nursî, farklı bir bakış açısı ile zamanımız insanına Risale-i Nur külliyatı isimli tefsirinde hitap etmiştir.

Kur’an tefsiri yazan asrımızın diğer din alimlerinden farklı olarak Said Nursî Hazretleri yaşadığı yüzyılın gelişen ilimlerinin dili ile Kur’an’ı açıklamış ve sunmuştur. Risale-i Nur Külliyatında dini tahrip etmeye çalışan pozitivizm gibi yeni icat ve keşifler üzerinden, modern ilimleri yorumlayan felsefi akımların yaratıcı inancını reddeden fikirlerine karşı, toplumun dinî inancını ıslah etmeye çalışmıştır. Eserlerinde modern ilimlerin kaynağının Kur’an’da bulunduğunu ve tabiatta geçerli fiziksel ve kimyasal olayların Allah’ın birer sanatı olduklarını açıklamakta ve ispat etmektedir.

Özellikle okullardaki derslerde anlatılan fen bilimlerinden her birinin Allah’ı anlattığını, onun varlığını gösterdiğini ve hiçbir şeyin kendiliğinden ve tesadüf sonucu olamayacağını eserlerinde okullu gençlere delilleri ile ispat ederek açıklamaktadır.

Said Nursî Hazretleri bu ilimlerin en önemlilerinden günümüz sanayi ve teknolojisinin dinamosu, motoru ve enerjisinin olmazsa olmazı haline gelen Elektrik’ten ise, 1926-1950 arasında yazdığı eserlerinde, sık sık bahsetmektedir.

Bu makalede, Said Nursî’nin eserlerinde Elektrik bilimine hangi açılardan baktığı ve nasıl ele aldığı incelenmektedir.

Öldükten Sonra İkinci Yaratılış (Haşir) ve Elektrik

Risale-i Nur Külliyatı İkinci Şua isimli Risalesinde Said Nursî, Kur’an-ı Kerim’in Yasin Suresi 53. Ayetindeki “Kıyametin kopması yalnız tek bir sesledir” mealindeki ve Nahl Suresi 77. Ayetinde “Kıyametin gerçekleşmesi ise, ancak göz açıp kapayıncaya kadardır” mealindeki ayetlerde, aniden bir ses ile kıyametin kopması, ruhların cesetlere gelmesi ve cesetlerin canlandırılmasının yani insanın ikinci diriltilişinin bir anda gerçekleşmesinin nasıl olacağını açıklarken günlük hayatımızdan elektrik örneği vererek açıklamakta ve ispat etmektedir;

“Madem Cenab-ı Hakkın elektrik gibi bir mahluku (yaratığı) ve misafirhanesinde bir hizmetkarı ve bir mumdarı, Halıkından (yaratıcısından) aldığı terbiye ve intizam dersiyle, bu keyfiyete mazhar oluyor; elbette elektrik gibi, binler nurani hizmetkarlarının temsil ettikleri hikmet-i İlahiyenin muntazam kanunları dairesinde, haşr-i azam (ikinci kez diriltilme) tarfetü’laynda (göz yumup açıncaya kadar) vücuda gelebilir” (1).

Said Nursî, ayeti açıklarken insanın öldükten sonra ikinci defa diriltilmesinin günlük hayatımızda her gün bizzat yaşadığımız ve bir anahtara temas ettiğimizde aniden çalışan elektrik lambasının yanmasına benzer şekilde, Cenab-ı Hakkın mucizevi bir ikramı ve harika olarak tanımladığı elektriğin hızına benzer şekilde, çok hızlı meydana geleceğini ifade etmektedir. Burada, aklın anlayıp mantığın kabul edebileceği elektrik örneklemesi ile insanın ölümünden sonra tekrar diriltilmesinin aniden gerçekleşeceği, Risale-i Nur eserlerinde muasırı (çağdaşı) tefsirlerde karşılaşılmayan çok farklı bir yöntem ile ispat edilmektedir.

Allah’a Yalvarış (Münacat-Dua) ve Elektrik

Bediüzzaman Said Nursî, Cenab-ı Hakk’a isimlerini anarak bir yalvarışı ve duası olan Münacat isimli Risalesinde, Bakara Suresi 164. ayetinin açıklamasını yaparken Allah’ın birliğinin delillerini ortaya koymaktadır. Bu eserinde Allah’ın güzel isimlerinin (Esma-i Hüsna) uzaydaki yıldızlar üzerindeki tecellilerini, yansımalarını anlatımı sırasında “Hem bu safi, temiz gökler, fevkalade büyük ve fevkalade süratli ecramıyla, muntazam bir ordu ve elektrik lambalarıyla süslenmiş bir saltanat donanması vaziyetini göstermek cihetiyle,…” şeklinde devam eden cümlesinde, yıldızları gece dünyayı aydınlatan ve süsleyen donanma lambalarına benzettikten sonra uzaydaki yıldız ve gezegenlerin dünyadan çok daha büyük olmaları ile beraber her birinin birer elektrik lambası gibi uçsuz bucaksız uzayda boşlukta düzenli bir şekilde hızla hareket etmekte olmalarını ancak sonsuz kudret sahibinin varlığını gösterdiklerini ve bu kudret sahibinin bizim için sonsuz uzayın ve uzaydaki devam eden hareketliliğin hakimi olduğunu, uzaydaki her şeyi Onun icat ettiğine şahitlik ettiklerini ifade etmektedir (2).

Yine Münacat adlı eserinin bir başka paragrafında, çok büyük bir elektrik enerjisine sahip olan gökyüzünde ortaya çıkan şimşeğin Allah’ın sonsuz büyüklüğünün ve gücünün açık delili olduğu ifade edilmektedir. Gerçekten de günümüzde şimşek ve yıldırım üzerinde elektrik mühendisliği alanında yapılan araştırma, deney ve gözlemler sonucu elde edilen verilere göre bir şimşeğin 10 milyon (Mega) Volt ile 100 milyon (Mega) Volt arasında bir potansiyel gerilime sahip olduğu da göz önünde bulundurulacak olursa, aşağıdaki “elektriğin en büyüğü bulunan ve … ondan istifadeye teşvik eden şimşek ise…” cümlesinde, insanlığın ihtiyaç duyacağı elektrik enerjisi için şimşek ve yıldırımdaki potansiyelden gelecekte faydalanılması gerektiğini 1926-1930 yılları arasında Bediüzzaman’ın vurgulaması bu bakımdan anlamlıdır. Bu aynı zamanda onun geleceğe ait tasavvurunu ve ufkunu da gösterir. Bediüzzaman’ın yalnızca bulunduğu çağın insanının ihtiyacı için değil, aynı zamanda gelecek asırlardaki insanların ihtiyaçları için de hedef çizdiği eserlerinde anlaşılmaktadır. Ki, aşağıdaki cümlesinde bunu açıkça ifade etmektedir:

“Hem elektriğin en büyüğü bulunan ve fevaid-i tenviriyesine (faydalarına) işaret ederek ondan istifadeye teşvik eden şimşek ise, senin fezadaki kudretini güzelce tenvir eder.(2)

Kainattaki Her Şeyden Yaratıcısını Arayıp Soran Yolcu

Said Nursî Hazretleri, yaratıcısını kainattaki her şeyden soran ve arayan bir yolcunun sorgulamalarını anlattığı Ayet’ül Kübra isimli Risalesinde ise,

“Sonra o yolcu cevvdeki (havadaki) rüzgara bakar, görür ki: Hava o kadar çok vazifelerle gayet hakimane ve kerimane istihdam olunur ki, güya o camid havanın şuursuz zerrelerinden her bir zerresi bu kainat sultanından gelen emirleri dinler, bilir ve hiçbirini geri bırakmayarak, O kumandanın kuvvetiyle yapar ve intizamla yerine getirir bir vaziyetle zeminin bütün nüfuslarına nefes vermek ve zihayata lüzumu bulunan hararet ve ziya ve elektrik gibi maddeleri ve sesleri nakletmek ve nebatatın telkihine (aşılanma ve üremesine) vasıta olmak gibi çok külli vazifelerde ve hizmetlerde bir dest-i gaybi tarafından gayet şuurkaraneve alimane ve hayatperverane istihdam olunuyor.”(3)

Ve “Başını kaldır kendini tanıttırmak isteyen faal ve kudretli bir Zatın harika işlerine bak. Sen başıboş olmadığın gibi, bu hadiseler de başıboş olamazlar. Her birisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar. Bir müdebbir-i Hakim tarafından istihdam olunuyorlar” diyerek ışık, ısı, rüzgar, yağmur ve elektrik gibi olayların kendi başlarına meydana gelmediğini, hepsinin kudretli bir Yaratıcının iradesi ve emri ile meydana geldiğini izah ve ispat etmektedir(3).

Meyve Risalesinin 6. Meselesi adını verdiği risalesinde ise; Bediüzzaman Said Nursî, “Bize Halıkımızı tanıttır.” diyerek Yaratıcı’yı anlatmasını isteyen Lise öğrencilerine; okudukları fenlerin her birinin kendi dilleri ile Allah’ı anlattıklarını ve fenleri dikkat ile dinlemelerini tavsiye ederken;

“Hem nasıl ki, bir harika şehirde, milyonlar elektrik lambaları, hareket ederek her yeri gezerler; yanmak maddeleri tükenmiyor bir tarzdaki elektrik lambaları ve fabrikası, şeksiz, bedahetle, elektriği idare eden ve seyyar lambaları yapan ve fabrikayı kuran ve iştial maddelerini getiren bir mu’cizekar ustayı ve fevkalade kudretli bir elektrikçiyi hayretler ve tebrikler ile tanıttırır, yaşasınlar ile sevdirir. Aynen öyle de, bu alem şehrinde, dünya sarayının damındaki yıldız lambaları (bir kısmı, kozmoğrafyanın dediğine bakılsa) küre-i arzdan bin defa büyük ve top güllesinden yetmiş defa süratli hareket ettikleri halde, intizamını bozmuyor, birbirine çarpmıyor, sönmüyor, yanmak maddeleri tükenmiyor.” diyerek, yıldızları dünyamızın elektrik lambaları gibi harika birer gök cisimleri olduğunu, bir kısmının kozmoğrafya (astronomi) dersinin anlattığına göre dünyadan bin defa büyüklüğü ve içerisindeki tükenmek bilmeyen ateşleri ile gökyüzünde boşlukta birbirlerine çarpmadan gezdikleri halde düzenleri ve uyumlarının bozulmadan devamının rastgele olamayacağını, bu insan üstü düzenin, bu düzeni sağlayan ve idare edenin ancak çok kudretli ve her şeye hakim bir elektrik ustasını tanıttırdığını yazar ve şu ifadeler ile devam eder;

“Okuduğunuz kozmoğrafyanın dediğine göre, küre-i arzdan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmaniyede bir lamba ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, her gün küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür veya bin arz kadar odun yığınları lazımdır ki, sönmesin. Ve onu ve onun gibi yıldızları gaz yağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen; ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kainat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lambaları ve idareleri, ne derece o misalden daha büyük, daha mükemmeldir, o derecede, sizin okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i elektrik mikyası ile bu meşher-i azam-ı kainatın Sultanını, Münevvirini, Müdebbirini, Saniini o nurani yıldızları şahit göstererek tanıttırır, tesbihatla, takdisatla sevdirir, perestiş ettirir.”(4)

Said Nursî hazretlerinin talebesi Zübeyir Gündüzalp ise, gençlerin Risale-i Nur eserlerine bu kadar rağbet etmelerinin nedenini; “…yıkılan imanları Risale-i Nur eserleri ispatçılıkla imar ediyor. İşte gençliğimizin Risale-i Nur’a elektriklenmiş gibi sarılmalarının en ince sır ve hikmetlerinden bir tanesi de budur…” ifadeleri ile açıklıyor. (5)

Nur Suresi, Risale-i Nur ve Elektrik

Kur’an-ı Kerim’de Risale-i Nurlara işaret eden, özellikle Nur Suresindeki ayetleri tefsir ettiği 1. Şua adlı Risalesinde, Risale-Nur eserlerindeki her bir risaleyi Kur’an’ın nurundan irtibatlı birer elektrik lambaları olduklarını, Saf Suresi 8. Ayetinden cifir hesabı ile çıkardığı işaretler ile şöyle açıklar;

“Evet Resaili’in Nur’un yüz yirmi dokuz risaleleri, yüz yirmi dokuz elektrik lambalarının şişeleri misillü Kur’an nur-u azamından uzanan tellerin başlarına takılıp o nuru neşrettikleri meydandadır. Risale-i Nur’un yarı ismi (burada Risale-i Nur ismindeki Nur kelimesi kast ediliyor) iki defa cümle-i ayette (Saf Suresi-8. Ayet) bulunmasıyla o münasebeti pek letafetlendiriyor”.(6)

Yine adı geçen eserinde; “Kandil de cam fanus içindedir. Cam fanus ise inci gibi parlayan bir yıldıza benzer” mealindeki Nur Suresi 35. ayetini tefsir ederken “Şu ayet-i Nuriyenin manaca çok tabakatı ve vücuh-u kesiresi vardır…Ve o tabakalardan o vecihlerden bir tabaka ve bir perde dahi mu’cizane elektrikten haber veriyor.” “Nasıl ki elektriğin kıymettar metaı, ne şarktan, ne de garbdan celp edilmiş mal değildir. Belki yukarıda cevv-i havada rahmet hazinesinden semavat tarafından iniyor. Her yerin malıdır. Başka yerde aramaya lüzum yoktur” diyerek devamında, “Öyle de manevi bir elektrik olan Resail’in Nur dahi ne Şarkın malumatından, ulumundan ve ne Garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavi olan Kur’an’ın şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşisinden iktibas edilmiştir.” (6)

Bu cümlelerinde Bediüzzaman, yine Kur’an’ın bu ayetini açıklarken, elektriğin dünya üzerinde elde edilmediğini, gökyüzünden indirildiğini ve İlahî bir gücün eseri olduğunu ifade etmektedir. Farklı bir tarz ve bakış açısı ile yazdığı Kur’an tefsiri eserlerine Risale-i Nur adını vermesinin sebebini izah sadedinde, ismin yarısı olan Nur’un Nur Suresi’ndeki yukarıda anlamı verilen ayetteki gibi manevi elektrik kuvvetinde olduğunu, Risale-i Nur’un da Doğu’nun ilimlerinden veya Batı’nın felsefesinden iktibas ile değil, doğrudan Kur’an dan ilham alınarak yazıldığını açıklamıştır.

Sonuç

Yukarıda özet olarak Risale-i Nur Külliyatından iktibas edilen pasajlarda görüldüğü gibi, Bediüzzaman Said Nursî yazdığı eserlerin bütününde fen bilimlerinin diliyle Allah’ın varlığını ve birliğini (tevhidi) ispat etmekte ve elektriğin de Cenab-ı Hakkın isimlerine ve sıfatlarına işaret eden bir mu’cizesi ve insanlara ikram ettiği bir ikramı olduğunu belirtmektedir. Özellikle Ayet’ül Kübra, Meyve Risalesi, Münacaat Risalesi ve Risale-i Nur’a işaret eden Nur Suresindeki ayetlerin açıklandığı Birinci Şua isimli eserlerinde Elektrik ile Allah’ın varlığı, gücünün büyüklüğü ve kudreti güçlü bir şekilde ispat edilmektedir.

İnsanın öldükten sonra diriltilmesinin ve ruhların tekrar bedenlerine girmesinin aniden göz açıp kapatıncaya kadar kısa zamanda gerçekleşmesinin nasıl olabileceğini açıklarken, elektriğin hızına benzer şekilde olacağını ifade etmektedir. Modern elektrik ve fizikçiler elektriğin hızının ışık hızından biraz daha az ama ona yakın olduğu, elektrik hızının yaklaşık saniyede 270.000 km. olduğu üzerinde birleşmektedirler.

Kur’an’ın bu çağdaki en önemli bir tefsiri olarak kabul edilen Risale-i Nur Külliyatında bu gerçekler, 20. Yüzyılın başlarında yani elektriğin dünyada bu kadar yaygın kullanılmaya başlanmadığı yıllarda dile getirilmiştir. Risale-i Nur’da  modern bilimler delil gösterilerek Allah ve ahiret inancı ispat edilmiş ve elektrik örneğinde olduğu gibi kainattaki her şeyi Allah’ın yarattığı ve hayatlarını devam ettirdiği ve her şeyin O’nun birer mu’cizesi olduğu vurgulanmaktadır.

Bediüzzaman şimşek gibi çok güçlü bir enerjiye sahip gökyüzündeki bulutlar arasında akan elektriğin gelecekte insanlığın hizmetinde kullanılması gerektiğini söylerken de aslında ileri görüşlülüğü ve vizyonu ile bilim adamlarına bir hedef göstermektedir.

 

Dipnotlar

[1] Nursî, B. S., Şualar, 2. Şua’nın Hatimesi, s. 64, Yeni Asya Neşriyat (YAN), İnternet.

[2] Nursî, B. S., Şualar, 3. Şua, s. 79-80, Yeni Asya Neşriyat (YAN)İnternet.

[3] Nursî, B. S., Şualar, 7. Şua, Ayet’ül Kübra, s. 186, (YAN), İnternet.

[4] Nursî, B. S., Şualar, 11. Şua, Meyve’nin 6. Meselesi, s. 334-335, (YAN) İnternet.

[5] Nursî, B. S., Şualar, 14. Şua, Temyiz Mahkemesi Layihasından Bir Parça, s. 869,

(YAN).

[6]          Nursî B. S., Şualar, 1. Şua, s. 1065-1069, (YAN), İnternet.