19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren büyük dalgalanmalar ve değişimler
yaşayan İslam toplumlarının Batı karşısında zayıflaması ve gerilemesi, bu dönem
İslam mütefekkirlerinin de zihnini meşgul eden temel problemlerden birisidir. Bilhassa
Osmanlı’nın zayıflayarak dağılma ve yıkılma sürecine girmesi kurtuluş arayışlarını
hızlandırmış, bu durum konuyla ilgili farklı fikirlerin ortaya çıkmasına ve tartışılmasına
yol açmıştır. Batı’nın kurumlarıyla birlikte taklidini doğuran bir huzursuzluk iklimi
bütün İslam dünyasını sararken devlet yönetiminin bozulması, Batı’nın askeri ve
teknik üstünlüğü gerileme nedeni olarak gösterilmiştir. Batı’yı her yönüyle taklit
sürecini hızlandıran ve kültürel sahada da köklü değişiklere yol açan Tanzimat’tan
sonra pozitivist fikirlerin yaygınlaşması ise, dini gerilemenin kaynağı olarak gören
anlayışın güçlenmesine yol açmıştır. Buna mukabil bir kısım aydınlarla birlikte
ulemanın dini değerlerden uzaklaşmayı gerileme kaynağı olarak görmesi de farklı
sahalara sıçrayan tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu entelektüel zeminde din
merkezli yoğun tartışmalar yapılmaya başlanmıştır. “Din terakkiye mani midir? İslamiyet
ile modernleşme arasındaki ilişki nasıl kurulmalıdır?” gibi soruların cevapları
aranmıştır.

Bu tartışma sürecine 19. yüzyılın son yıllarında katılan Bediüzzaman Said Nursi,
İslam toplumlarının yaşadığı problemlere Kur’an ve sünnete dayalı orijinal çözümler
önermiştir. “Tedenni”yi İslamiyet’in düşmanı olarak gören Said Nursi, İslam toplumlarının
geri kalış sebeplerini değişik yönleriyle tahlil etmekte ve çıkış yollarını göstermektedir.
Bediüzzaman Said Nursi, “Ecnebiler fünun ve sanayi silahıyla bizi istibdad-ı manevileri
altında eziyorlar” tespitiyle bu manevi baskıdan kurtulmanın yolları üzerinde durmuş,
ilerleme yolunda farklı alanlara işaret etmiştir. Bu bağlamda “maddeten terakki”yi
bu zamanın en büyük farzlarından biri olarak gören Bediüzzaman Said Nursi’nin en
önemli itirazları dinin bizi geri bıraktığı şeklindeki pozitivist yaklaşımlara olmuştur.
Yayımladığı makaleleri ile Batı medeniyeti ile Kur’an medeniyetini karşılaştıran
Said Nursi, Kur’an’a uyulması halinde gerçek medeniyetin yaşanacağını, maddi ve
manevi terakkinin hayata geçeceğini belirtmiştir.

Mehasin-i medeniyeti Müslümanlığın malı olarak ifade eden Said Nursi’ye göre
ilerlemenin dindışılıkla, gerilemenin de dinle, İslamiyet’le, özdeşleştirilmesi,
aşılması gereken bir meseledir. Bu çerçevede Bediüzzaman Said Nursi’nin 1911 yılında
Şam Emeviye Camii’nde Arapça olarak irad ettiği Hutbe-i Şamiye, İslam toplumlarını
her yönüyle analiz eden bir özelliğe sahiptir. İslam toplumlarının içinde bulunduğu
sosyo-kültürel ve psikolojik durumu klasik yaklaşımlardan farklı olarak yorumlayan
Hutbe-i Şamiye, İslam toplumlarının gerilemesine neden olan hastalıkları teşhis
etmekte ve bunları tedavi yollarını göstermektedir. Hutbe-i Şamiye, Batı karşısındaki
mağlubiyetin sebep ve çarelerini araştırırken bir önceki yüzyıldaki Müslümanların
genel ihtiyaçlarına hitap etmekle birlikte, gelecek yüzyıllara da ışık tutarak İslam
toplumlarının geleceğine dair yol haritasını belirler. İnsaniyet kavramına vurgu
yaparak dünya barışına katkıda bulunabilecek fikirleri de içeren Hutbe-i Şamiye;
İslam medeniyetini yeniden ihya sürecinde bir manifesto olarak düşünülebilir. Bu
nedenle İslam dünyasının temel problemlerine ve çözüm yollarına dikkat çeken Hutbe-i
Şamiye’deki fikirlerin Müslümanların gündemine sunulması ehemmiyet arz etmektedir.

Risale-i Nur Enstitüsü olarak, dikkat çekmeye çalıştığımız bu hususlardan hareketle,
100. yılında Hutbe-i Şamiye’yi Müslümanların gündemine taşımak ve bu hutbede yer
alan fikirleri tartışmak maksadıyla 19-20 Mart 2011 tarihlerinde Şam’da tertiplediğimiz
"Said Nursi’nin İslam Dünyası Tasavvuru: Hutbe-i Şamiye" başlıklı VI. Risale-i Nur
Kongresi bir çok yönüyle dikkate değer sonuçların doğmasına vesile oldu. Hutbe-i
Şamiye’nin şerhi sayılabilecek masa çalışmalarıyla İslam âlemini sarsan birçok alandaki
problemler ve bunları aşabilecek çözüm önerileri Bediüzzaman Said Nursi’nin görüşleri
ışığında tartışıldı. İslam aleminde hürriyet hareketlerinin hızlandığı günlere tevafuk
eden kongre, Hutbe-i Şamiye’deki müjdelerin tahakkukunun habercisi gibiydi.

Biz de bu sayımızı VI. Risale-i Nur Kongresi’nin metinlerine ayırdık. Yukarıdaki
hususların bütün yönleriyle ele alındığı kongre metinleriyle, Hutbe-i Şamiye’nin
her yönüyle irdelenmesi amaçlanmıştır. Bediüzzaman’ın yüz yıl önce müjdelerini verdiği
saadet rüzgârlarına bir an önce kavuşmak ümidiyle "Said Nursi’nin İslam Dünyası
Tasavvuru: Hutbe-i Şamiye" konulu VI. Risale-i Nur Kongresi’nin tebliğleriyle sizleri
baş başa bırakırken gelecek sayıda da aynı konuyla karşınızda olmayı umuyoruz.