Bediüzzaman Said Nursî’nin Müdafaaları

 

Editör

Bediüzzaman Said Nursî, fikirlerinden ve eserlerinden dolayı dünya hukuk tarihinde eşine az rastlanır ölçüde baskılara, kovuşturmalara ve yargı-lamalara maruz kalmış bir İslam alimidir. 1909’da “Sen de Şeriat istemiş-sin!” suçlamasıyla ve idam cezası talebiyle yargılanıp beraat ettiği Divan-ı Harb-i Örfî’den başlayarak ömrünün sonuna kadar sürekli biçimde çeşit-li haksız isnatlara muhatap edilen Bediüzzaman Said Nursî’nin bu mahkemelerde sergilediği duruş ve yaptığı savunmalar din hizmeti yapanların istikameti açısından önemli olduğu gibi ülkemizin hukuk devleti arayışları ve demokratikleşme serüveni yönünden de incelenmeye değer niteliktedir.

Bediüzzaman Said Nursî’nin yargılandığı mahkemelerin ilki, “Şeriat is-temek, 31 Mart ayaklanmasının içinde yer almak, İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti’ne dahil olmak” gibi suçlamalarla çıkarıldığı sıkıyönetim mahkemesi olan Divan-ı Harb-i Örfî’dir.

Kısa süre sonra Bitlis gönüllüler alayı kumandanı olarak katıldığı ve yaralanıp esir düştüğü Birinci Dünya Savaşında Kostroma’daki esir kampın-da Rus Generalle yaşadığı olaydan dolayı girdiği yarı muhakemedeki tutu-mu da üstünde durulması gereken önemli bir savunma tarzı ve aşamasıdır.

Bediüzzaman ve talebeleri hakkında Cumhuriyet döneminde de “Devletin temel nizamlarını dinî esaslara uydurmak için gizli cemiyet kurmak, rejim aleyhinde olmak, tarikatçilik, emniyet ve asayişi bozmak, laikliğe aykırı davranmak…” gibi suçlamalarla Eskişehir, Denizli, Afyon ve İstanbul’da olmak üzere dört büyük dava açılmıştır. 27 Nisan 1935’te tutuklanarak 100’den fazla talebesiyle birlikte Eskişehir Hapishanesi’ne gönderilen Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatının önemli bir kısmı, mahkeme süreçleri ve devletin sıkı takibi ve tarassudatı nedeniyle ya hapishanelerde ya da sürgünlerde geçmiştir. Sağlığında ve vefatından sonra talebelerinin yargılandığı davaların sayısı ise iki bini geçmiştir.

Bediüzzaman ve müdafaası hakkında bugüne kadar çeşitli monografiler ve araştırma makaleleri yayınlanmış olmakla birlikte aydınlatılmayı bekle-yen çok konu vardır.

Bu bağlamda:

Divan-ı Harb-i Örfî müdafaasının Cumhuriyet dönemi mahkeme müdafaalarından farkları ve sebepleri, üzerinde çalışılması gereken bir konudur.

Cumhuriyet’in kurucu iradesinin Osmanlıdan Cumhuriyet’e tevarüs eden dinî, hukuki, siyasi kurumlara karşı tavır alması, yerleşik dinî yapıların ortadan kaldırılması, dinin görünür olmadığı seküler bir toplum inşa etme çabalarına girişilmesi ve adeta “dinsizliğin devlet eliyle rejim altına alınma-sı” girişimleri karşısında Bediüzzaman’ın tavrının ne olduğu ve imanı ve şe-airi muhafaza adına nasıl bir yol takip ettiği gibi hususların doğru anlaşıla-bilmesi için de öncelikle bu dönemdeki mahkeme süreçlerinin anlaşılması gereklidir.

Bu savunmalarda demokratik hukuk devletine ilişkin temel vurguların bir İslam alimince nasıl ifade edildiği; demokrasi, adalet, kanun hakimiyeti, hürriyet, cumhuriyet, laiklik vb. kavramlara dair fikirlerin nasıl bir toplum ve devlet tasavvuru içinde seslendirildiği gibi hususlar günümüz hukuk devleti arayışları açısından da önemlidir.

Bediüzzaman’ın öncülüğünü yaptığı hareketin anlaşılması bakımın-dan; kurucu iradenin Bediüzzaman’a ve fikirlerine yönelik hangi politikaları geliştirdiği ve Bediüzzaman’ın ve talebelerinin bunlara nasıl cevap verdiği, Nurcuların müdafaa dilinin ve üslubunun nasıl oluştuğu, mahkeme süreçlerinde Nurculuğun temel hususiyetlerinin nasıl zikredildiği, bilhassa bu açılardan Nurculuğun diğer İslami yapılardan ne gibi farklarının olduğu gibi sorular önem kazanmaktadır.

Genel olarak dünya hukuk tarihinde emsali görülmeyecek derecede sıkıntılı geçen mahkeme safhalarının arka planında ne gibi niyetlerin ve ellerin olduğu aydınlatılması gereken bir husustur: Bediüzzaman Said Nursî niçin her dönemde çeşitli suçlamalara maruz kalmış, sürekli baskı altında tutulmuştur? Bediüzzaman’ın müdafaaları bu sorunun cevabını vermek ve bir dönemin temel zihniyetini açığa çıkarmak açısında son derece önemlidir.

“Ömrü mahkeme salonlarında geçen Bediüzzaman Said Nursî’ye atfedilen suçlar nelerdir ve Bediüzzaman neyi, nasıl müdafaa etmiştir?” sorusunun cevabı hem bir dava adamının şahsiyetinin ve davasının anlaşılmasına ve hem de bir dönemin aydınlanmasına katkı sağlayacaktır.

Nurculuk hareketinin ortaya çıkışı, rejim tarafından illegal sayılan tarikatlardan farkları ve mahkemelerde bu modern yapının müdafaasının nasıl yapıldığı sorusu Türkiye’nin yeni sosyolojisini anlamak açısından da önemlidir. Yeni rejimin kurucularının tehdit olarak gördükleri Bediüzzaman’ı sürekli takip ve tarassut altında tutmalarının temel sebepleri de bu saye-de anlaşılabilecektir.

Bu bağlamda dikkat çekici hususlardan biri, Bediüzzaman’ın müdafaalarında kendisini değil de Risale-i Nurları ve davasını savunmasıdır. İdam-la yargılandığı davalarda hakkın hatırını âlî tutan, hakikati her şartta dillen-diren, adalet ve hukuk devleti vurgusunu güçlü bir şekilde yapan, inandığı değerleri her zaman merkezde tutan bir yaklaşım hayatının her döneminde olduğu gibi onun mahkemelerde de görülen bir özelliği olarak incelenme-ye değerdir. Bu, Bediüzzaman’ın talebelerinin de savunmalarına yansıyan bir özelliktir. Buradan hareketle savunulan davanın nitelikleri incelenme-si gereken bir durumdur.

Yine bu bağlamda; Risale-i Nurlar hangi özellikleri ile bu mahkemelerin konusu olmuştur, Risale-i Nurların savunması nasıl yapılmıştır, mahkeme süreçleri nasıl bir mantık kurgusu içinde işlemiştir, mahkemelerde bilirkişi hizmeti hususu nasıl cereyan etmiş ve Bediüzzaman bunları nasıl değerlendirmiştir, Bediüzzaman ve talebeleri hukuk sisteminin kendileri-ne sunduğu savunma hakkı, avukat tutma hakkı ve benzeri imkanlardan ve usul fırsatlarından nasıl yararlanmışlardır, savunmalarda Risale-i Nur hizmetinin temel özellikleri nasıl zikredilmiştir gibi bir dizi soru, örnekleri, tarihî zemini ve şahsiyetleriyle birlikte irdelenmelidir.

Bediüzzaman’ın düşünce ve hukuk tarihimiz ve evrensel hukuk bilimi açısından büyük önem taşıyan mahkeme müdafaalarıyla ilgili temel teşhislerden biri onun konjonktürel değil ilkesel bir savunma yapmasıdır. İnanç hürriyeti başta olmak üzere temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan uygulamalar ve suçlamalar karşısında Bediüzzaman’ın temel hak ve özgürlükleri ve bilhassa dinî hürriyetleri meşruiyet zemini olarak ifade etmesi, temellendirmesi ve haklılaştırması, hukuk devletinin temel prensiplerini hakim savcılara ve yöneticilere sürekli hatırlatması gibi hususlar hem adalet ideali ve hem de pozitif hukuk değerleri açısından önemli inceleme alanlarıdır.

Hürriyet, adalet, müsavat, meşrutiyet, cumhuriyet gibi temel tartışma konularında fikir beyan eden ve İslam dünyasının temel problemlerine çözüm üreten bir İslam Alimi profilinin, onun yargılandığı davalarda müdafaalarına ve kararlara nasıl yansıdığı da merak uyandıran bir durumdur. Mahkemelerde dikkat çeken en önemli şey, Bediüzzaman’ın hiçbir zaman şahsını savunmayarak her zaman davasını ve dava arkadaşlarını savunması, ülkenin ve İslam dünyasının temel meselelerine dikkat çekerek Risale-i Nurları bir çözüm önerisi olarak sunması, muhakeme süreçlerini Risale-i Nurların tanıtılmasına yönelik bir fırsata dönüştürmesi, sanık sandalyesini savcı ve hakimlere karşı bir ders kürsüsü olarak görmesi, haksız hapis kararları sonrasında da hapishaneleri “Medrese-i Yusufiye” olarak görüp irşat faaliyetleri için bir zemin telakki etmesi, Risale-i Nurların savcı ve hakimler tarafından doğru anlaşılmasını beraat kararlarından daha önemli görmesidir.

Özetle müdafaalar bir bütün olarak Bedüzzaman Said Nursî’nin şahsiyeti ile birlikte davasının tüm özelliklerini bize sunmakta, hukuk devleti arayışlarının yol ve yöntemleri hakkında önemli mesajlar vermektedir.

Bu hususlar ışığında geçtiğimiz aylarda Ankara’da “Bediüzzaman Said Nursî’nin Müdafaaları” başlığı altında bir masa çalışması düzenledik. Bu çalışmayla bu yöndeki yeni akademik faaliyetleri teşvik etmeyi ve zikrettiğimiz hususları müzakereye açmayı hedefledik. Bu sayımızda da masa çalışmamızda sunulan tebliğlerin bir kısmını sizlerle paylaşıyoruz. Sizleri dergimizle baş başa bırakırken gelecek sayımızda “Bediüzzaman Said Nursî’nin Gelecek Tasavvuru” başlığı ile karşınızda olmayı ümit ediyoruz.